Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'ya, Hatay'ın Milletvekilleri Hüseyin Yayman'a ve Adem Yeşildal'a, depremin daha ilk ayında biz depremzedelere verdikleri 'eşya sözü'nü soruyorum. Neredeyse dört sene önce verdikleri sözü nasıl olup halının altına süpürebildiklerini soruyorum. Bugün, bize verdiğiniz deprem konutlarının içine koyacak eşya bulamazken, bunun için bankalara borçlanırken, soruyorum. Devlet adına verdiğiniz sözün hiç mi ağırlığı yok, bundan soruyorum

"Bazen, kendimi yaşamaktan çok, sürekli bir şeylerle mücadele ediyormuşum gibi hissediyorum" demiş, bana yazan bir depremzede.
Her şeyi toparlamaya çalışan, hayata yetişmeye çalışan, tüm bunlar olurken de güçlü kalma çabasına sarılan ve en sonunda da yorgun düşen hepimiz gibi mi? Değil! 6 Şubat 2023'ün insanlarını "ben gibi" dediğiniz o noktaya sıkıştırmayın. Onlar, hayatın içinde değil, sanki kenarında oturup da seyrediyormuş gibi hissediyor. Yeniden yaşayabilmek için en büyük savaşı da içlerinde veriyor.
Bana yazan o depremzede, "İnsanın en büyük yorgunluğu, hep güçlü olmak zorunda hissettiği yerde başlıyor" demiş bir de!
Yeni evine girmek için gün sayıyormuş. Günleri sayarken de, kalmaya devam ettiği konteynırdaki eşyalarını sayıyormuş. Bir masa, bir kaç sandalye, bir çekyat, Kızılay ve diğer yardım kuruluşlardan gelen kıyafetler, mutfak eşyaları... Gündelik işlerle para kazanmaya çalışan eşinin emekli maaşıyla geçiniyorlarmış. Allah'tan çocuk henüz okul çağında değilmiş. Peki, yeni evlerini bu eldekilerle nasıl yaşanır hale getireceklermiş?
Haklısınız, en büyük soru bu!
Yükü en ağır soru belki de...
6 Şubat'ın yorgun, yara bere içindeki ruhları da bedenleri de 2023'ün o felaket anından bu yana bu soruları heybelerinde taşıyor. Hani denir ya, "Kendime yetişmeye, kendimi iyileştirmeye, hayatı sadece atlatmayı değil ama, o hayatı gerçekten de yaşamaya çalışıyorum" diye, tam da bundayız ama...
Kendimize yetişemiyoruz!
Kendimizi iyileştiremiyoruz!
Hayatı yaşamak için ne maddi ne de manevi anlamda güçlüyüz! Yine de dik durmaya çalışıyoruz. Peki, o dik duruşun; yenilgilerle, gözyaşıyla, hiç geçmeyen bir kalp ağrısıyla dolu olduğunu da biliyor muyuz?
Bilmiyoruz!
Birbirimizi hiç bilmiyoruz!
Çünkü sadece kendimizle baş başa kaldığımız anlarda, susturduğumuz ne varsa konuşmaya, çığlık atmaya, bağırıp çağırmaya başlıyor. O konteyner evlerin içinde geçen senelerin nasıl bir karanlık, umtusuzluk, ama her şeye rağmen nasıl bir yeniden doğuş yarattığını bir fark edebiksek, belki de birbirimize uzanan elleri fark edip ayağa kalkacağız yeniden.
Demem o ki,
..."nasıl toparlanacağız, nasıl ayağa kalkacağız yeniden" diyen 6 Şubat insanlarının artık gerçekten de nefes almaya, hayatı derin bir 'oh' çekerek solumaya ihtiyacı var.
Biliyorum!
Çok iyi biliyorum!
Çünkü ben de onlardanım!
6 Şubat 2023'ün sabahında, kentin yıkılmış, yerle bir olmuş apartmanları arasında ilerlerken, sevdiklerine bağıran, enkazlar arasında ağlamaktan kendini kaybetmiş insanlarla soludum o hayatı! Önce kurtulduğuna sevinen, ama kurtulamayanların kalabalığı içinde kaybolmuş insanlarla soludum o hayatı! "İnterneti kestik, çünkü öyle gerekiyordu" diyen bir bakanın, TV ekranlarından, depremin o ilk günü için verdiği talimatı dinlerken, o gün ölen bir şehrin çaresizliğine mahkum edilmiş insanlarla soludum o hayatı!
O solunan hayatın bugününde birikmişler olarak, ne sorularımız cevaplandı, ne de 'helal' etmediğimiz hakkımız bize teslim edildi, ki belki bundandır susuşlarımız...
Demiş ya bir tanesi;
"Artık kırıldığımı söylemek yerine, susmayı tercih ediyorum. Çünkü konu bana gelince, sağır olduklarını fark ettim."
Yok, ben susmuyorum!
Hatta yine soruyorum!
Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'ya, Hatay'ın Milletvekilleri Hüseyin Yayman'a ve Adem Yeşildal'a, depremin daha ilk ayında biz depremzedelere verdikleri 'eşya sözü'nü soruyorum. Neredeyse dört sene önce verdikleri sözü nasıl olup halının altına süpürebildiklerini soruyorum. Bugün, bize verdiğiniz deprem konutlarının içine koyacak eşya bulamazken, bunun için bankalara borçlanırken, soruyorum. Devlet adına verdiğiniz sözün hiç mi ağırlığı yok, bundan soruyorum.
Hukuken sizleri o söz noktasında sorumlu tutamıyorum, en çok da bundan, sadece soruyorum, fazlasını yapamıyorum!
Ve, yapabildiğim tek şeyi yapıyorum;
Hakkımı helal etmiyorum!
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.