Bu ülkede, medya, çoğu zaman haber üretmez, çizgi üretir. Çizgiyi de gazeteci belirlemez. Belirleyen; reklam, ihale, kredi, RTÜK cezası, “dezenformasyon” dosyası ve patronun o günkü hesabı olur. Birçok gazeteci de bu düzene uyum sağladığı sürece hayatta kalır. Uyum sağlamazsa da kapı görünür. İşte 'bukalemun' dediğimiz gazetecilik türü de tam burada devreye girer!

Bugün, "yandaş" denen gazeteciliğin nasıl işlediğine dair biraz kafa patlatacağız ama, bir konuda net olalım.
Türkiye’de 'genel anlamda' medya patronluğu / sahipliği, “kim gazete çıkarıyor, kim habercilik yapıyor, kim gerçeğin peşinde” sorusu ile çok ilgilenmiyor. "Niye” diye sormuyorum! Çünkü gazete ya da TV kanalı sahibi olan sermaye sahipleri, bu gazete ya da TV kanallarını asıl iş olarak değil; ama 'inşaat, enerji, madencilik ya da kamu işlerinin yan kolu' olarak görüyor. Bu yüzden de habercilik çizgisi, gerçeği bulma çabasından çok, siyasi hesaplara göre kuruluyor.
Bugünün Türkiye'sinde “iktidara yakın kanallar” ile “muhalif kanallar” ifadesi bundan.
Tamam, eleştiriyoruz da, kendimize de dürüst olalım mı?
Ben de sırf gazete patronunun siyasi bağlantıları yüzünden bazı haberlere sansür uygulamak zorunda bırakıldım dönem dönem. Hatta yaptığım bir haberin ardından, o haberin devamını getiremedim. Getirememeyi bir kenara bırakın, haberle ilişkili, gazete patronunun arkadaşı olan iş insanıyla buluşmak ve bundan sonra bu konuda haber yapılmayacağını söylemek zorunda da kaldım.
Gerçeğimiz bu...
İdealleri olan birçok gazetecinin yaşadığı sert gerçeklik bu...
Peki, bu durumu bile isteye, hatta güle oynaya yapan gazeteciler yok mu? Tabii ki var ve bugün, asıl başlığımız biraz da bu kalemler. Türkiye medyasında “bukalemun gazetecilik" denen noktada birikenler.
Bukalemun gazeteciliğin işleyiş sistemi değişmez!
Onlar, kendi bildiğini değil, çalıştığı yerin o günkü hakim çizgisini söyler. Dün “bağımsızım” der, bugün holding değişince cümleleri değişir. Türkiye’de bu iş artık çok istisna da değil, ki neredeyse rutin bir çalışma biçimi. Kanal el değiştirir, kayyum gelir, holding “yeni dönem” der; ertesi gün aynı yüzler, ama aynı stüdyoda başka bir dünyayı anlatır. Dün eleştirilenler, bugün “milli duruş” olur, "mutsuz" denilenler "en mutlu" oluverir, eleştirilen ekonomi politikaları "şahlanan ekonomi"ye dönüşüverir, daha da ileri gidilir, dün “sansür” denilen şey “sorumluluk” diye paketleniverir.
O yüzden de, bu işin içinde olan hepimizin bildiği bir şeyi söyleyelim mi?
Bu ülkede, medya, çoğu zaman haber üretmez, çizgi üretir. Çizgiyi de gazeteci belirlemez. Belirleyen; reklam, ihale, kredi, RTÜK cezası, “dezenformasyon” dosyası ve patronun o günkü hesabı olur. Birçok gazeteci de bu düzene uyum sağladığı sürece hayatta kalır. Uyum sağlamazsa da kapı görünür. İşte 'bukalemun' dediğimiz gazetecilik türü de tam burada devreye girer!
“Ben değişmedim, koşullar değişti" der ama, öyle değil!
Değişen şey, koşullar değil, çoğu zaman omurgadır.
En tehlikelisi de şu ki; içten içe hala aynı şeyi düşünür, ama ekranda başka bir şey söyler, gazetedeki haberi çok başka şeyleri fısıldar. Peki, böylesi bir medya kalabalığı içinde izleyici ne mi yapar? Görür, bilir, şahitlik eder ve haberin kaynağı olan gazeteciye olan mesafesi adım adım açılır ve bir gün, o mesafede asılı kalan güven duygusu, cümle cümle biter!
Bunu, çoğu zaman kendi aramızda tartışmıyor değiliz de, bahaneler değişmiyor!
“Ailem var, kira var, çocuk var”!
Haklı, ama yanlış olan, bunu meslek ahlakının yerine koymak belki de! Herkesin, hepimizin ciddi ciddi geçim kaygısı var illa ki, ama gazeteci, geçim kaygısını haberin üzerine oturtunca, ortada gazeteci de gazetecilik de kalmıyor, yayın politikası sözcülüğü kalıyor. Bir gün A holdinginde “hukuk devleti”, ertesi gün B ekranında “ provokasyon” dersen, sen aslında habercilik yapmıyorsun, kiranı ve faturalarını ödüyorsun! İktidar değişince fikir değiştiriyorsan, patron değişince üslup değiştiriyorsan, reyting düşünce “orta yol” buluyorsan, haberi değil, kendini kurtarıyorsun.
Kötü olan da, bukalemun, doğada hayatta kalmak için renk değiştirir, gazeteci renk değiştirdiğinde ise haber ölür.
Haberin de haberciliğin de eğilmeden, bükülmeden, ceket iliklemeden nefes alması umuduyla...
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.