Muhalif sesler, son dönemde kendini yapay zeka şarkılar üzerinden şekillendiriyor şekillendirmesine de, "insanların üzerlerine giydikleri tişörtlerde yazan, çoğu muhalif İngilizce yazılar 'Türkçe' olsaydı, ne olurdu" diye düşünmeden edemiyorum. Geçen gün, birinin üzerinde, "susma sustukça sıra sana gelecek" yazısı vardı, ama İngilizce

İktidar cephesini sık sık eleştiren gazeteci Levent Gültekin'i izledim, bir videosunda şöyle diyordu:
"Neyin gözdağını veriyorlar ki!? Beni korkutmak mı istiyorlar? Ben zaten korkuyorum ki! Onların gücünün farkındayım, ellerindeki imkanların farkındayım! Ben, buraya her gün korkarak çıkıyorum. Bundan mutluysanız, insanları korkutmaktan, 'evet, çok başarılısınız, helal olsun size' diyebilirim!"
Kimine, bu tespitin resimlediği Türkiye tablosu şaka gibi geliyor, hatta abartı, ama değil.
Öyle bir ruh hali ki, içinde debelenip durduğumuz, çırpındıkça da battığımız, ürettiğimiz şarkıları bile yapay zekanın kollarına teslim ediyor, o şarkıları söyleyenleri de aynı yapay zekayla şekillendiriyor.
Hatta bu örnekler içinde en çarpıcı olanlardan biri, İyi Parti’nin, AKP’nin 25. yılına karşı çıkardığı “25 yılın gerçek şarkısı” klibi! Videoya düşülen not, neredeyse bir manifesto gibi: “Bu şarkı ve klibi, solisti tutuklanmasın diye, yapay zekâ ile yapılmıştır.”
Bu cümle şaka değil!
Bir toplumun ruh halinin özeti...
Bugün gelinen noktada, insanlar, eleştiriyi doğrudan kendi sesleriyle, kendi yüzleriyle, kendi imzalarıyla söylemektense, riski, makineye devrediyor artık. Eskiden, takma isimle yazılırdı, rumuzla paylaşılırdı, sahne adı kullanılırdı ama, şimdi rumuz da yetmiyor; sesin kendisi de sentetik olsun isteniyor. Yani mesele, “AI şarkı hoşumuza gidiyor” durumu değil. Asıl mesele şu ki; gerçek bir insan o sözü söylerse, bedel ödeyebilir. Sentetik bir ses söylerse, rüzgara savruluyor tüm o kelimeler, eleştiriler, muhalif sloganlar.
Yok, bu, ifade özgürlüğünün genişlemesi falan değil!
Bu, ifade özgürlüğünün, kendine köşe bucak daha korunaklı bir sığınak araması!
Günün geçim telaşında yorgun düşen insanlar, konuşmak istiyor, ama konuşanın kendisi olmak istemiyor. Aynen, gazeteci Levent Gültekin'in de demesi gibi, korkuyor.
Ben mesela...
Köşe yazılarımı, Ankara'nın Tunalı Hilmi Caddesi'nde bir kafede yazıyorum ve oradan her dönüşte, Atatürk Bulvarı üzerinden Kızılay'a iniyorum. Bu yolu ne zaman kullansam, TV kanallarının kameralarıyla karşılaşıyorum, gündelik başlıklara ilişkin vatandaşlarla konuşan. Ara ara bana da dönüyor o mikrofon, "konuşur musunuz" diye ama... Kaşlarımı yukarı kaldırıp, hızla yanlarından geçiyorum.
Çünkü biliyorum, başıma gelebilecekleri, yaşanabilecekleri, ki evet, ben de korkuyorum!
Belki nedeni budur, o korkunun caddeye inince, kumaşa, hem de İngilizce sloganlar eşliğinde geçmesi bundandır. Ya da farkında bile değiliz, biriktirdiklerimizi bir şekilde bağırdığımızdan!
Dışarıdayken, yürürken, o bağıran şeylere çok takılıyorum, gülüyorum da...
Muhalif sesler, son dönemde kendini yapay zeka şarkılar üzerinden şekillendiriyor şekillendirmesine de, "insanların üzerlerine giydikleri tişörtlerde yazan, çoğu muhalif İngilizce yazılar 'Türkçe' olsaydı, ne olurdu" diye düşünmeden edemiyorum. Geçen gün, birinin üzerinde, "susma sustukça sıra sana gelecek" yazısı vardı, ama İngilizce. Bir başkasının üzerinde, "Devrim, televizyonda yayınlanmayacak, tweet atılacak", yine İngilizce haliyle ama.
Sahi, tüm bu yazılar Türkçe olsaydı, ne olurdu?
Politik bir mesaj sayılır ve sorgulanır mıydı?
Polis durdurur, kimlik sorar mıydı?
Tarihler Mart 2024'ü gösterirken o gün haberlere yansıyan bir cümle şöyle diyordu:
"Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı AK Parti’nin Isparta mitingine, üzerinde 'Emeklilikte adalet yoksa oy da yok Reis' yazan tişörtle girmek isteyen kişi, miting alanına sokulmadı, ardından da gözaltına alındı. Gözaltına alınan Y.B., ifade verdi."
Anlaşılan, "If there is no fairness in retirement, there are no votes either, Chief" diyerek, koca bir hayatı solumamız isteniyor.
Kim bilir, belki de hayata Fransız kalanların mutluluğu da bundan, anlamadıklarından!
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.