“Bu kitap farklı coğrafyalarda, farklı tarihsel dönemlerde, farkı politik geleneklerden gelen ama ortak bir irade sergileyerek ön saflarda dövüşen kadınların izini sürmenin ürünüdür.” Arka kapağa da taşınan sunumda böyle diyor Algül Umutlu. Gerçekten de kitap, kendi ülkelerinde mücadele içerisinde simgeleşen önder, militan kadınların en ağır koşullarda bedel ödeyen direnişçilerin yaşamında kesitler sunuyor okura

Algül Umutlu’nun "Özgürlüğe Kanat Çırpan Kadınlar" kitabı uzun uğraşlar sonucu raflarda yerini aldı.
Kitabın ana teması özgürlük, sosyalizm ve kadının kurtuluşu mücadelesinde ölümsüzleşen kadın yoldaşlarımızın kısa ama altın değerinde olan yaşamlarının sunumu. Ama öyle bir sunum ki bu, onca biyografik çalışmayı okurken, bir zamanlar TRT’nin siyah beyaz yıllarında emekçileri ekrana kilitleyen pazar sineması tadını hissettirmekte okura. Sayfalar ilerledikçe, her kadının farklı yaşamı ve mücadelesi gözümüzün önünden film şeridi gibi akıp gider gözlerimizin önünden.
Toplumsal mücadelede kadınların rolüne titizlikle yoğunlaştığı hissedilen yazar, bu kitapta, onların, en zor koşullarda dahi sistemin zulmüne, baskısına işkencesine karşı görkemli direnişini nakşetmekle kalmamış, onların yaşadıkları dönemi fon olarak kullanıp her birinin ayrı ayrı portrelerini çizmiştir.
Her kıtadan, her renkten ve her dilden kadınlar.
Her portrede, değişik bir ülkeden, değişik bir dilden ya da renkten kadınları tanıtır size Algül Umutlu. Bir sayfada, gencecik yaşına rağmen Tekel işçilerinin hak ve sendikal mücadelesine omuz veren Aysel Zehir’i tanıştırır mesela genç kuşağa. Şairin imgelerinde anlattığı gibi yarınları gözlerinde taşıyan Aysel Zehir. Gencecik yaşında yoldaşlarının yanı başında, bedenini ölüme yatıran Aysel Zehir. 1984 Ölüm Orucu'nda bilinci açık olduğu sürece insanlık onurunu, devrimci kimliğini kararlıkla savunan gencecik bir kadın, bir direnç çiçeği. Bir devrin sembolü diyorlar adına şimdi. Genç nesil, günümüzde Z kuşağı olarak tabir edilen nesil doğal olarak geçtiğimiz yüzyılın olayları gibi, yaşanan direnişleri de bu tür anılardan ve öykülerden tanıyacak.
Bir başka sayfada And Dağlarının zirvesinde bulursunuz kendinizi. Peru'nun başkenti Lima’da elit semte gözaltına alınışlarına tanık olursunuz Elena Iparraguirre’in, eşi, yoldaşı Başkan Gonzalo ile birlikte. En ağır işkence metotları uygulanır üzerlerinde ama onun ‘Teslim olmayacağız’ diyen sesi yankılanır sadece kulaklarınızda. Yakalandığı anda bellidir zaten onun direniş çizgisi. Abimael Guzmán (Başkan Gonzalo) baskının şokunu henüz atlatamadığı dakikalarda nasıl da özel harekatçıların karşısına geçip haykırır: Biraz saygılı olun karşınızdaki Başkan Gonzalo'dur, hareketlerinize dikkat edin!
“Bu kitap farklı coğrafyalarda, farklı tarihsel dönemlerde, farkı politik geleneklerden gelen ama ortak bir irade sergileyerek ön saflarda dövüşen kadınların izini sürmenin ürünüdür.” Arka kapağa da taşınan sunumda böyle diyor Algül Umutlu. Gerçekten de kitap, kendi ülkelerinde mücadele içerisinde simgeleşen önder, militan kadınların en ağır koşullarda bedel ödeyen direnişçilerin yaşamında kesitler sunuyor okura.

Çarlık Rusya’sında filizlenip Sovyetler Birliğinde zirve yapan kadın direnişleri Balkanlar’da antifaşistlerin esin kaynağı olur. Arnavutluk’ta, Yugoslavya'da, Yunanistan'da faşizme karşı direnişte erkek yoldaşlarıyla aynı koşullarda savaşan kadınların destansı direnişleri bilincimizde yer edip ilham kaynağı olur.
Özgürlüğe Kanat Çırpan Kadınlar'ın yazarı Algül Umutlu kadınların kurtuluşu için çalışmalar yürüten, kadınların hak ve özgürlük mücadelesine omuz vermiş bir aktivist aynı zamanda. Kendi yaşadıklarının bilinciyle hareket edip unutulmasın diye devrimcilerin ve direnişçilerin deney ve tecrübelerini genç nesille buluşturmayı amaçlar bu kitabında.
Ermeni Zabel Yesayan, Çarlık Rusya’sında Vera Zasuliç, Yunan direnişçisi Elektra, Didar Şensoy, Nurten Zehir Ayaşlı, Maria Suphi gibi birçok kadının direnişleri yaşamımıza şöyle dokunup geçmekte.
Kontrgerilla tarafından kaçırılıp vahşice öldürülen Dersimli Ayten Öztürk’ü de unutmamış Algül Umutlu. Nazi kampında öldürülmeden önce çocuğuna mektup yazıp umut aşılayan, Adıyamanlı Misak Manuşyan’ın Paris’te Alman işgaline karşı örgütlediği antifaşist mücadele içinde, onunla birlikte yakalanıp yargılanan tek kadın direnişçi olan Olga Bancic’i de. Bir sayfada, daha yoğun mücadele edebilmek için, yoldaşlarına emanet ettiği, "Ne zaman geleceksin yanıma anneciğim?" diye soran küçücük bebeğine “onikiye beş kala” diyerek avutan Yunanistan ölüm kamplarında öldürülen Elektra çıkıyor karşınıza. Bir başkasında Hindistan’daki o katı kast sistemine başkaldıran muhteşem Phoolan Devi, bir diğerinde Haitili Kelebek Kardeşler.
Özgürlüğe Kanat Çırpan Kadınlar kitabında, görkemli direnişleriyle, yaşadıkları zulüm, vahşet insanlık dışı işkence yöntemlerine boyun eğmeyenlerin masalımsı hikayeleridir anlatılan.
Bir nevi kadın Direniş Bestesi gibidir kitap. Bu uzun soluklu davada biz de varız diyen kadınların çektikleri acıları hiçleştirip görkemli duruşlarının nameleridir kulaklara çarpan. Adlarının, Aysel, Meral, Didar, Elektra, Olga, Nurten, Vera, Innesa olması ne farkeder, sarı sıcak yapraklar arasına sızan kadınların direniş ruhudur anlatılan.
Yürüyoruz yürüyoruz, yan yana, güzel günler adına
Kadınız, insanız, insanlığı ayağa kaldırıyoruz
Paydos bundan böyle köleliğe, aylaklığa
Herkes çalışsın, bölüşülsün kardeşçe, yaşamın sundukları
İşte bunun için yükseliyor yüreklerimizden
Bu ekmek ve gül türküleri
Ve yineliyoruz hep bir ağızdan
'Ekmek ve gül! Ekmek ve gül!'
James OPPENHEIM
"Özgürlüğe Kanat Çırpan Kadınlar" geçtiğimiz haziran ayında EL Yayınları etiketiyle raflardaki yerini almış. Cenazesine gidemediği annesine ithafen yazdığı, Sancı Yayınlarından çıkan ve çocukluk hikayelerininin yer aldığı ‘Hep Fesleğen Kokacak Elleri’ kitabını saymazsak Algül Umutlu'nun üçüncü kitabı bu.
İlk kitabı yine Sancı Yayınlarından çıkan, ustası, ortağı, yoldaşı Av. Gültekin Köktürk Suvaralı’nın anılarının derlemesi "Geç Betik" kitabı. "Hoşça Kal Abla" yazarın ikinci, hatta üçüncü çalışması. Ancak, değişik sohbetlerimizde belirttiği gibi bir ilk çalışma olarak alıyor bu kitabı kendisi. 1984 Eylül’ünde, Özal iktidarında, İstanbul Gayrettepe’de, işkencede hunharca öldürülen Hasan Hakkı Erdoğan’ın kısacık yaşamına sığdırdığı dev bir direnişin anlatıldığı kitap.
Algül Umutlu’yu, aktivist yanının dışında Sendika Org sitesindeki yazılarından da tanıyorsunuz. Bu sitede yayımlanan kadın portrelerinden önemli bir kısmını görüyorsunuz zaten kitapta. Yazarımızın sunu yazısında belirttiği gibi:
Kitapta yer alan kadın portrelerinin bir kısmı daha önce Sendika.Org sitesinde yayımlanmış olan yazılarımdan oluşuyor. Böyle bir kitap yapma fikri de bu yazıların çoğalmasıyla yakın çevremden gelen öneriler üzerine doğdu zaten. Elbette eski yazılardan bir seçki yapıp yeni coğrafyalardan yeni yeni isimler ekleyip hepsini harmanlayarak...
Öyle bir güzel bir harmanlama olmuş ki böylesine anlamlı bir kitap çıkmış ortaya.
Devrim, sosyalizm ve özgürlük mücadelesinde bedel ödeyenler unutulmasın, onların bıraktığı yerlerden bayrakları devralınsın diyor Özgürlüğe kanat çırpan kadınlar.
Varmısınız mücadelelerini daha da yükseltmeye bu cüretkar kadınların?
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.