Engelli kişilerin eğitim, sanat ve edebiyat alanındaki başarıları medyada çoğu zaman “mucize”, “azim”, “fedakâr anne” ve “engel tanımama” kalıplarıyla anlatılıyor. Sağlamcılık Radarı bu ay beş haber üzerinden hak odaklı habercilik açısından eksik kalan soruları inceliyor

Engelli kişilerin eğitim, sanat ve edebiyat alanındaki başarıları medyada çoğu zaman “mucize”, “azim”, “fedakâr anne” ve “engel tanımama” kalıplarıyla anlatılıyor. Sağlamcılık Radarı bu ay beş haber üzerinden hak odaklı habercilik açısından eksik kalan soruları inceliyor.
Sağlamcılık her zaman açık hakaretlerle karşımıza çıkmaz. Bazen “azmiyle örnek oldu”, “engelleri aştı”, “mucizeyi başardı” ya da “fedakâr ailesi sayesinde” gibi iyi niyetli görünen haber kalıplarıyla yeniden üretilir. Bu dil, engelli kişilerin emeğini görünür kılıyor gibi görünürken onları hak sahibi özneler yerine ilham, acıma ya da hayranlık nesnesi haline getirebilir.
Sağlamcılık Radarı, medyada engelliliğin nasıl temsil edildiğini izlemek, sorunlu kalıpları görünür kılmak ve hak odaklı habercilik için alternatif bir dil önermek amacıyla hazırlanıyor.
Bu ilk sayıda, engelli kişilerin mezuniyet, sanat ve edebiyat alanındaki başarılarını konu alan beş haberi inceliyoruz.

T24’te AA kaynaklı yayımlanan haberde, görme engelli Kardelen Tezcan’ın Dokuz Eylül Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun olması “Annesinin gözleriyle engelleri aştı” başlığıyla duyuruldu. Haberde, Tezcan’ın üniversitede ses kayıtlarını takip etmekte ve not tutmakta güçlük yaşadığı; bunun üzerine annesi Ebru Tezcan’ın dört yıl boyunca derslere girerek not tuttuğu ve mezuniyet töreninde rektör tarafından teşekkür belgesiyle onurlandırıldığı aktarıldı.
Sorun ne?
Haber, görme engelli bir öğrencinin üniversiteden mezuniyetini olumlu bir başarı hikâyesi olarak anlatıyor. Ancak haberin merkezinde erişilebilir eğitim hakkı değil, annenin dört yıl boyunca derslere girmesi var. Görme engelli bir öğrenci neden ders notlarına, materyallere ve akademik desteğe kurumsal yollarla erişemedi? Üniversitenin engelli öğrenci birimi ne yaptı? Ders materyalleri ekran okuyucu uyumlu muydu? Bu sorular haberde görünmüyor.
Neden sağlamcı?
“Annesinin gözleriyle” ifadesi, görme engelli bir öğrencinin eğitim hakkına kendi erişilebilirlik düzenlemeleriyle değil, gören bir yakının desteğiyle ulaşabildiği fikrini normalleştiriyor. Anne desteği elbette değerli olabilir; ancak hak odaklı habercilik, bu desteği duygusal bir fedakârlık hikâyesi olarak sunmakla yetinmez. Kuruma da bakar: Üniversite ne yaptı, ne yapmadı, ne yapmalıydı?
Nasıl yazılabilirdi?
Haber, Kardelen Tezcan’ın mezuniyetini merkeze alırken erişilebilir ders materyali, not desteği, sınav uyarlamaları, kampüs erişilebilirliği ve engelli öğrenci birimlerinin sorumluluğunu da tartışabilirdi.
Önerilen başlık:
Kardelen Tezcan üniversiteden mezun oldu: Eğitim hakkı neden anne desteğine bağlı kaldı?
Yaşadıkça’da yayımlanan haberde, cam kemik hastalığıyla yaşayan Hamza Mesut Ağır’ın Lokman Hekim Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olarak doktor olmaya hak kazandığı anlatıldı. Haberde, Ağır’ın altı yıllık eğitim sürecinde annesi Hatice Ağır’ın her gün yanında olduğu, mezuniyet töreninde tıp öğrencileri tarafından ayakta alkışlandığı ve “başarı hikâyesinin görünmeyen kahramanı” olarak sunulduğu aktarıldı.
Sorun ne?
Haber, engelli bir öğrencinin tıp fakültesinden mezun olmasını önemli bir başarı olarak duyuruyor. Ancak tıp eğitiminin engelli öğrenciler için ne kadar erişilebilir olduğu sorusunu sormuyor. Amfiler, laboratuvarlar, hastane stajları, klinik uygulamalar, sınav süreçleri ve fakülte binaları erişilebilir miydi? Üniversite hangi makul düzenlemeleri yaptı? Hamza Mesut Ağır’ın eğitimi neden her gün annesinin yanında olmasına bağlı kaldı?
Neden sağlamcı?
Haber, engelli öğrencinin eğitim hakkını “fedakâr anne” ve “vazgeçmeyen mücadele” anlatısına bağlıyor. Üstelik annenin “oğlum yardım alan değil, başkalarına yardım eden bir birey olsun” şeklindeki hedefi de sorgulanmadan aktarılıyor. Bu cümle iyi niyetli görünse de “yardım alan kişi” olmayı daha düşük, “yardım eden kişi” olmayı daha değerli bir konum gibi kurabilir. Oysa hak odaklı dilde mesele yardım alıp almamak değil; destek ihtiyacı olsa da olmasa da eşit, onurlu ve bağımsız bir yaşam sürebilmektir.
Nasıl yazılabilirdi?
Haber, Hamza Mesut Ağır’ın doktor olmasını anlatırken tıp fakültelerinde makul düzenleme, erişilebilir staj, fiziksel erişilebilirlik, destek hizmetleri ve engelli öğrencilerin meslek eğitimine erişimi gibi soruları da gündeme getirebilirdi.
Önerilen başlık:
Hamza Mesut Ağır doktor oldu: Tıp eğitimi engelli öğrenciler için ne kadar erişilebilir?
Habertürk’ün İHA kaynaklı haberinde, Balıkesir Burhaniye’de yaşayan Onur Çanka’nın İnanmak Başarmanın Yarısıdır adlı şiir kitabını yayımlaması “Engel tanımayan şair” başlığıyla verildi. Haberde Çanka’nın konuşma ve kas hareketlerinde güçlük yaşadığı, şiir kitabını annesine ithaf ettiği, “hayata küsmediği” ve “azmiyle örnek olduğu” vurgulandı. Haberde ayrıca Çanka’nın duygu ve düşüncelerinin, konuşmasındaki güçlük nedeniyle çocukluk arkadaşı ve aile dostu Ender Erbayroğlu tarafından aktarıldığı belirtildi.
Sorun ne?
Haber, Onur Çanka’nın şiir üretimini edebiyat, ifade hakkı, erişilebilir yayıncılık ya da destekli iletişim üzerinden tartışmak yerine “zorluklara rağmen üretmek”, “hayata küsmedi”, “azmiyle örnek oldu” gibi kalıplarla kuruyor. Böyle olunca okurun dikkati şiir kitabından ve yazarın üretiminden çok, engellilik durumuna ve “mücadele hikâyesi”ne yöneliyor.
Neden sağlamcı?
“Engel tanımayan” başlığı, engelli kişinin üretimini olağanüstüleştiren klasik bir kalıp. Oysa mesele kişinin “engeli tanımaması” değil; yazma, yayımlama, iletişim kurma ve kamusal görünürlük hakkına erişebilmesi. Ayrıca Çanka’nın sözlerinin başka biri tarafından aktarıldığı belirtiliyor; ancak kendi iletişim yöntemi, rızası, ifade biçimi ve destekli iletişim hakkı üzerine editoryal bir açıklama yapılmıyor. Hak odaklı bir haber, “Onur Çanka ne yazıyor, nasıl üretiyor, kendi sözünü nasıl kuruyor?” sorusunu merkeze almalıydı.
Nasıl yazılabilirdi?
Haber, şiir kitabının içeriğine, Çanka’nın yazma sürecine, kullandığı iletişim yöntemlerine, yayıncılık sürecinde karşılaştığı erişilebilirlik sorunlarına ve destek ihtiyacına odaklanabilirdi.
Önerilen başlık:
Onur Çanka şiir kitabı yayımladı: Edebiyata erişim ve destekli iletişim neden önemli?

Yeni Ankara’da yayımlanan haberde, Ankara Altındağ’da yaşayan Muhammed Yalçın’ın resim tutkusuyla evini sanat eserleriyle donatması “Muhammed’in fırçasından yayılan mucize” başlığıyla aktarıldı. Haberde Yalçın’ın yüzde 70 zihinsel engelli olduğu ve konuşma yetisinin bulunmadığı vurgulanıyor; çocuk yaşta resim yapmaya başladığı, üç yıl eğitim aldığı, eserlerinin çok sayıda sergide yer aldığı ve evini sanatla kapladığı anlatılıyor.
Sorun ne?
Haberin konusu çok kıymetli: Bir sanatçının evini üretim alanına dönüştürmesi, resimleriyle kamusal görünürlük kazanması ve bu üretimin kalıcı hale gelmesi. Ancak metin bunu “mucize”, “hayal dünyası” ve “sıra dışı sanat hikâyesi” gibi ifadelerle kuruyor. Bu dil, Muhammed Yalçın’ın sanatını olağan bir emek ve ifade biçimi olarak değil, şaşılacak bir istisna olarak sunuyor.
Neden sağlamcı?
“Mucize” kelimesi engelli sanatçıları hak sahibi özneler olarak değil, hayranlık duyulacak olağanüstü örnekler olarak konumlandırır. Bu da sanatçının emeğini, tekniğini, eğitim sürecini ve erişilebilir sanat eğitimi ihtiyacını gölgeler. Haberde Yalçın’ın kendi iletişim biçimi, rızası, tercihleri ve sanatını nasıl ifade ettiği de yeterince görünür değil; anlatı daha çok aile ve çevre üzerinden kuruluyor.
Nasıl yazılabilirdi?
Haber, Muhammed Yalçın’ın sanat üretimini “mucize” olarak değil, erişilebilir sanat eğitimi, destek mekanizmaları, ifade hakkı ve kalıcı üretim alanı ihtiyacı üzerinden anlatabilirdi.
Önerilen başlık:
Muhammed Yalçın’ın evi sanat alanına dönüştü: Erişilebilir sanat eğitimi neden önemli?
Yaşadıkça’da yayımlanan İHA kaynaklı haberde, Rukiye Arslan’ın karakalem resim ve edebiyat alanındaki üretimi “Engelli Sanatçı Rukiye Arslan’ın Başarı Hikayesi” başlığıyla verildi. Haberde Arslan’ın Kelkit Gençlik Merkezi’nde kendisine tahsis edilen odada üretimini sürdürdüğü ve bu imkânların sürekli hale getirilmesini istediği aktarılıyor. Aynı haberde, “normal bir insanın” bir günde tamamlayabileceği detaylı bir yüz çizimini Arslan’ın kas güçsüzlüğü nedeniyle ancak bir haftada bitirebildiği ifadesi yer alıyor.
Sorun ne?
Haberin içinde aslında çok güçlü bir hak talebi var: Rukiye Arslan, kendisi için sağlanan istihdam ve üretim imkânlarının sürekli hale getirilmesini istiyor. Bu, “ilham veren başarı”dan çok daha önemli bir haber değeri taşıyor. Ancak metin, bu talebi büyütmek yerine “başarı hikâyesi”, “engellerine meydan okuma” ve “umut ışığı olma” kalıplarına yaslanıyor.
Neden sağlamcı?
“Normal insan” ifadesi, engelli kişiyi otomatik olarak “normal dışı” konuma iter. Bu yalnızca kelime hatası değildir; haberin dünyayı nasıl kurduğunu gösterir. Engelli olmayan kişi “normal”, engelli kişi ise “normalin dışında” kabul edildiğinde, haber farkında olmadan sağlamcı normu yeniden üretir. Oysa doğru karşılaştırma “engelli olmayan kişi” ya da bağlama göre “kas güçsüzlüğü olmayan biri” gibi kurulabilir. Daha önemlisi, haberin odak noktası Arslan’ın bir işi kaç günde yaptığı değil; sanatını sürdürebilmesi için hangi erişilebilir ve sürekli destek mekanizmalarına ihtiyaç duyduğudur.
Nasıl yazılabilirdi?
Haber, Arslan’ın üretimini kişisel azim hikâyesi olarak değil, erişilebilir sanat üretimi ve kamusal destek ihtiyacı olarak ele alabilirdi. “Emeğimin boşa gitmesini istemiyorum” sözü haberin merkezi olmalıydı.
Önerilen başlık:
Rukiye Arslan sanatını sürdürebilmek için kalıcı üretim alanı istiyor
Bu beş haber farklı alanlardan söz ediyor: üniversite mezuniyeti, tıp eğitimi, şiir, resim, karakalem ve edebiyat. Ancak haber dilinde ortak bir kalıp var. Engelli kişilerin eğitim ve üretim deneyimleri çoğu zaman hak, erişilebilirlik ve kurumsal sorumluluk yerine “engel aşma”, “fedakârlık”, “mucize”, “azim” ve “başarı hikâyesi” üzerinden kuruluyor.
Bu dil iyi niyetli görünebilir; ama iki temel soruna yol açar.
Birincisi, engelli kişiyi üretiminin, eğitiminin ya da mesleğinin öznesi olmaktan çıkarıp okurun duygulanacağı bir figüre dönüştürür. İkincisi, erişilebilir eğitim, destekli iletişim, makul düzenleme, erişilebilir sanat eğitimi, kampüs düzenlemeleri, staj ve meslek eğitimine erişim, istihdam ve sürdürülebilir destek gibi yapısal meseleleri görünmez kılar.
Hak odaklı habercilik şunu sorar:
Engelli kişilerin mezuniyeti “anne fedakârlığına”, sanatı “mucizeye”, edebiyatı “hayata tutunmaya” indirgenemez. Bunların her biri hak, emek ve erişilebilirlik meselesidir.
Sağlamcılık çoğu zaman açık hakaretlerle değil, iyi niyetli görünen kalıplarla yeniden üretilir. “Azmiyle örnek oldu”, “engel tanımadı”, “mucizeyi başardı”, “annesinin gözleriyle okudu” gibi ifadeler, engelli kişilerin emeğini görünür kılıyor gibi görünürken onları olağan dışı, istisnai ve ilham nesnesi haline getirebilir.
Sakat Cenah olarak başka bir habercilik mümkün diyoruz: Engelli kişileri acıma ya da hayranlık nesnesi değil; üreten, talep eden, eleştiren, mezun olan, sanat yapan, meslek sahibi olan ve hak sahibi özneler olarak görmek. Başarıyı “rağmen” diline değil; erişilebilir ve eşit bir yaşam hakkına bağlamak.
*Sağlamcılık Radarı, haberleri hedef göstermek için değil; medyada engelliliğin hangi kalıplarla temsil edildiğini tartışmak ve daha iyi bir habercilik dili önermek için hazırlanıyor.
Kaynak: Sakat Cenah
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.