1 Mayıs aynı zamanda bir "görünürlük" mücadelesidir. İşçinin sadece emeğini değil, yüzünü dahi seçmenin zorlaştığı bir düzende yaşıyoruz. Bu düzen, işçinin yokluğunu normalleştiren bir temsil rejimi üretir

Yıl 1895. Lumière Kardeşler, sinemanın ilk filmlerinden birini çeker: Lumière Fabrikasından Çıkan İşçiler (La Sortie de l'usine Lumière à Lyon). 45-50 saniyelik bu kısa filmde fabrikadan dağılan işçileri izleriz. Bu kısa an, yalnızca sinemanın değil, sinema ile emek arasındaki ilişkinin de başlangıcıdır.
Fakat burada dikkat çekici bir ironi vardır. Filmin Fransızca adı doğrudan fabrikaya gönderme yapar. Burada hikâyenin öznesi işçiler değildir, fabrikanın kendisidir. Joseph Entin'in Living Labor kitabında işaret ettiği gibi özne konumunda olması gereken işçi, patronun gözünden betimlenir. José Gatti ise bu durumu ile daha çarpıcı bir bağlam kurar. Ona göre bu bakış açısı, işçinin görünür olduğu kadar nasıl görünmez kılındığını da ortaya koyar. Sinemanın ilk filminden itibaren sınıf temsili patronun gözünden kurulmuştur.
Bu nedenle 1 Mayıs aynı zamanda bir "görünürlük" mücadelesidir. İşçinin sadece emeğini değil, yüzünü dahi seçmenin zorlaştığı bir düzende yaşıyoruz. Bu düzen, işçinin yokluğunu normalleştiren bir temsil rejimi üretir.
Entin, Living Labor'da işçi sınıfının 20. yüzyıl boyunca işçi sınıfının belli bir prototip üzerinden tasvir edildiğinden bahseder: beyaz, erkek, fabrika işçisi ve sendikalı. Bu imge, Henry Ford’un geliştirdiği vasıfsız iş gücüne dayalı kapitalist üretim modelinin görece “güvenceli” emek rejiminin ürünüdür.
Ancak bu sabit imge 1970'lerle birlikte çözülmeye başlar. Sanayisizleşme, göç ve kadının işgücüne katılımıyla işçi sınıfı tekil bir figür olmaktan çıkar, çok katmanlı bir ilişki ağına dönüşür.
Gatti ise bu dönüşümün sinemadaki izlerini Lumière'in ilk filminde arar. Filmde iki kapı vardır: Biri büyük, diğeri daha küçük. Büyük kapıdan işçiler çıkarken, bazı figürler daha küçük, özel bir kapıdan ayrılır. Gatti bu sahneyi üretim ilişkilerini ve sınıfın hiyerarşisini gösteren bir belge olarak görür.
Gatti, Labour in a Single Shot adlı çalışmasında videoları analiz ederken en çarpıcı örneklerden birini Lizbon'dan seçer. Ana Rebordao'nun Untitled (2011) adlı videosunda bir kuru temizleme dükkanı görürüz ancak işçi yoktur. Makineler işlemeye devam eder, fakat emek ortadan kaybolmuştur. Bu sahne, bir gerçeği görünür kılar: işçi yalnızca sömürülmez, aynı zamanda sistem tarafından terk edilir ve bu terk ediliş, önce görüntüden silinmeyle başlar.
Gatti’nin ele aldığı bir başka videoda ise işçi bu kez görünürdür: Simon (Tel Aviv, 2012). Bu videoda kamera, neredeyse bütünüyle işçinin yüzüne odaklanır. Emeğin zorluğunu bedeninde taşıyan yorgun ve terli bir yüze. Simon'un yüzü o kadar belirgindir ki yokluğunu düşünmek neredeyse imkânsızdır. Yüz burada, anlatının bir parçası değil, tek bir anın içinde, bir bakışa sığan anlamdır.
Lumière'in fabrikasından çıkan işçiler bir anlığına görünür olsalar da aslında görünmezliğin içine yerleştirildiler. Çünkü onları gördüğümüz yer, patronun kamerasıydı. Lizbon'daki kuru temizleme dükkânında ise işçiyi hiç görmeyiz. Ancak asıl mesele, işçinin ekranda görünür olup olmamasından çok nasıl temsil edildiğidir.
1 Mayıs, görmezden gelinen emeği görünür kılma mücadelesidir. Aynı zamanda mücadelenin sanatsal ifadesidir. Bu yüzden sinema vardır, şiir vardır, resim vardır… Belki de en önemlisi dayanışma vardır.
Kutlu olsun 1 Mayıs.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.