Karl Marx’ın Paris Komünü analizlerinde vurguladığı gibi, kapitalizmin tasfiyesi uzun bir toplumsal devrim dönemini, yani koşulların ve insan bilincinin dönüştüğü tarihsel süreçler dizisini gerektirir. Devrimden 13 yıl sonra, yukarıdan aşağıya bir kararla komünizmin ilk aşamasına geçilemez

1952 yılında Stalin’in önderliğinde SSCB Bilimler Akademisi Ekonomi Enstitüsü tarafından yayımlanan Politik Ekonomi Ders Kitabı, Sovyet "sosyalizm" tahayyülünün teorik ve pratik manifestosudur. Kitap, sosyalist kavram ve kategorilerin bilimsel açıklamalarını yapma iddiasının ötesinde, Sovyetler Birliği'ndeki üretimin hangi ekonomi politik araçlarla ölçüldüğünü, denetlendiğini ve düzenlendiğini meşrulaştırma çabasıdır.
Bu yapıt, sadece sosyalizme geçiş sorunlarını ele almaz; aynı zamanda geleceğin komünist toplumsal yapısının teorik referans noktası olduğunu iddia eder. Stalin’e göre kitap, toplumsal dönüşümün aşamalarını gösterirken, kapitalist kategorilerin komünizmin birinci aşamasında (sosyalizmde) varlıklarını sürdürmek zorunda olduğu tezine yaslanır.
Proletarya diktatörlüğü altında, kapitalist kategorilerin varlığına dair ders kitabında şu iki temel tespit öne çıkar:
"Meta üretimi ve dolaşımı var olmaya devam ettiğinden, değer yasası da varlığını sürdürdü. Ancak en önemli üretim araçlarının toplumsallaştırılması yoluyla değer yasasının alanı daraldı ve kapitalizmdekinden temelden ayrı bir rol oynamaya başladı."
"Söz konusu olan, ticaretin ve para sisteminin kapitalist yöntemler olması değil; ekonominin sosyalist unsurlarının, burjuvazinin bu silahlarını kapitalist unsurların üstesinden gelmek amacıyla kendisine mal etmesidir. Yani bu araçların işlevinin ilkesel bir değişiklik geçirmesidir."
Bu tezlerin özü şudur: Geçiş döneminde proleter iktidar, kapitalist iktisadi kategorileri ele geçirerek onları kapitalizmin tasfiyesi için birer silaha dönüştürebilir.
Bir toplumsal dönüşüm (geçiş) döneminde kapitalist ve sosyalist alanların bir arada bulunması ve eski biçimlerin kalıntı olarak varlığını sürdürmesi doğaldır. Ancak bu ikili yapının zamanla tasfiye edilmesi gerekirken, devlet zoruyla bu kategorilere "egemen olunabileceği" iddiası iktisadın nesnelliği ile bağdaşmaz.
Kategoriler, insan iradesinden bağımsız, kökleri belirli üretim ilişkilerinde olan nesnel biçimlerdir. Devlet zoruyla veya siyasi kararlarla bir kategorinin "özünü ve işlevini" değiştirebileceğini sanmak, Karl Marx'ın sertçe eleştirdiği Proudhoncu iradeci kategoriler anlayışına geri düşmektir. Bir üretim tarzı değiştiğinde, ona ait kategoriler yeni sistem içinde başarıyla "kullanılamazlar"; işlevsel bir başkalaşıma uğramazlar, aksine zamanla sönümlenirler.
Ders kitabı; 1930 yılında köylü işletmelerinin kolektifleştirilmesiyle birlikte, devrimden yalnızca 13 yıl sonra SSCB'nin komünizmin birinci aşaması olan "sosyalizme" girdiğini ilan eder. Böylece geçiş dönemine ait olan meta, değer, para ve ticaret gibi tüm kategoriler sosyalizm aşamasına da taşınmış olur.
Bu ortalama algı, koşulların ve insanların baştan aşağı dönüşeceği dünya tarihsel devrimci süreci kavramaktan uzaktır. Onun yerine, tek ülkede sanayi ve tarımın devlet mülkiyeti altında örgütleneceği kısa, takvimsel bir geçiş süreci konmuştur.
Kitap, "herkese emeği kadar" ilkesine dayanan sosyalizme, yanlış bir biçimde kapitalist kategorilerin işlemek zorunda olduğu bir alan tanımı eklemiştir. Kapitalist biçimlerin yok edilmesi nihai komünizm aşamasına havale edilince, ortaya eklektik ve teorik olarak bulamaç bir yapı çıkmıştır.
Karl Marx’ın Paris Komünü analizlerinde vurguladığı gibi, kapitalizmin tasfiyesi uzun bir toplumsal devrim dönemini, yani koşulların ve insan bilincinin dönüştüğü tarihsel süreçler dizisini gerektirir. Devrimden 13 yıl sonra, yukarıdan aşağıya bir kararla komünizmin ilk aşamasına geçilemez. Komünist toplum (en erken aşamasında bile) sınıfsız ve devletsiz bir yapıdır; orada proletaryaya da diktatörlüğe de gerek kalmaz.
Ders kitabı ise 1936 Anayasası'na atıfla burjuva hukukun ve devletin varlığını savunmak için Lenin'in Devlet ve Devrim’deki şemalarını araçsallaştırır:
"Komünizmin birinci evresinde burjuva hukukun dar ufkunun korunması gerekir. Tüketim mallarının dağıtımına ilişkin burjuva hukuk, kaçınılmaz olarak burjuva devletin varlığını öngörür."
Devletin ve hukukun varlığı, aslında toplumun hâlâ sınıfsal/toplumsal olarak yarıldığının ve insanların yabancılaşmış ilişkilerin tahakkümü altında olduğunun açık bir itirafıdır.
Eğer devlet varsa, üreticiler henüz özgürce birleşmiş (komünalleşmiş) değildir.
İlişkileri kuran özgür irade değil; metanın, paranın ve değerin insanı aşan otonom iradesidir.
Burjuva hukuk, tıpkı ekonomi politik gibi kapitalizme özgüdür. Gerçek bir sosyalist aşama sadece sınıfsızlık ve devletsizlik değil, aynı zamanda hukuksuzluktur (hukukun sönümlenmesidir). Metanın ve değer yasasının hükmetmediği bir yerde, insanları yaptırımla hizaya sokacak bir hukuk aygıtına ihtiyaç kalmaz.
Kitap, sosyalizm aşamasında kapitalizmin kalıntılarının insan bilincinde tam olarak aşılamadığını söyler ve ekler:
"Sosyalizmde, emekçilerin emeklerinin ürününe ve üretimin gelişmesine duydukları maddi ilgi (maddi teşvik) ilkesi büyük öneme sahiptir."
Bu kafa karışıklığı, 1939’daki XVIII. Parti Konferansı kararlarının bir devamıdır. Geçiş döneminde, üretkenliği ve disiplini sağlamak adına geçici olarak maddi teşvikler (primler, parça başı ücret) uygulanabilir. Ancak bu durum, komünizmin ilk aşamasına geçildiğinin değil, aksine hâlâ geçiş döneminde bocalatıldığının kanıtıdır.
Komünal toplumun birinci aşamasında, doğrudan üreticiler özgürce birleşmiştir. Komünal birey, dışsal bir zorlama veya "maddi teşvik" olmaksızın, toplumsal bir refleksle üretir. Emeğin doğrudan toplumsal hale geldiği, üretimin bir zulüm olmaktan çıkıp insanın kendini gerçekleştirme aracı olduğu bu aşamada, kapitalist teşvik yöntemlerine ihtiyaç duyulması teorik bir tezat oluşturur.
Sovyetler Birliği deneyiminde, ilk günden son güne kadar "kapitalist kategoriler kontrol altında kullanılabilir mi?" sorusu tartışıldı. Azınlıkta kalan Marksist iktisatçılar, değer yasasının sosyalizmde yeri olmadığını savunsalar da; çoğunluk, üretimi ölçmek ve dağıtımı sağlamak için değer, para ve fiyat mekanizmalarına sarıldı. 70 yılı aşan Sovyet deneyiminde değer kategorisi son güne kadar korundu.
Neticede SSCB, kapitalist Batı ülkelerinde görülen yabancılaşmış emek örgütlenmesinin ötesine geçemedi. İşçi sınıfının üretim üzerindeki doğrudan denetim ve yönetim hakkı (işçi kontrolü) daha yolun başında bastırıldığı için, komünal bir emek örgütlenmesine geçilemedi.
Sovyetler Birliği’nin çöküşünü saray darbelerinde değil, ekonomi politiğin nesnel yasalarında aramak gerekir. Değer yasası, para, fiyat ve ücret gibi kapitalist kategoriler olmadan rasyonel bir planlama düşünemeyen, Taylorizmi (bant sistemini) kutsayan ve işçi öz-yönetimini tasfiye eden bürokratik akıl; kaçınılmaz olarak kendi tıkandığı noktada, Gorbaçov eliyle bu ucube yapının tabutuna son çiviyi çakmıştır.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.