Dijital Taylorizm, geleneksel Taylorizm'in basit bir devamı değildir. Her şeyin verileştirilmesi, işçilerin bedenlerinin veri madeni olarak kullanılması ve parametreler üzerinden kontrol edilmesi itibarıyla yönetim alanında niteliksel bir dönüşümü ifade eder. Algoritmik emek kontrolü, gerçek zamanlı geri besleme döngülerine dayanır. Algoritmalar, sürekli kayıt ve analiz altında tuttuğu emeğin her türlü davranış, hareket, iletişiminden de “öğrenerek” kendini “yeniden örgütleyebilir” ve kontrol ve verimlilik yöntemlerini geliştirebilir

Karaburun Bilim Kongresi 2026’da özet sunumunu yaptığım bildirgenin tamamıdır. Dileyenler bildirgenin özet sunumunu, Karaburun Kongresinin yayımladığı sunum videolarından izleyebilir.
Mühendislikte kontrol, bir sistemin istenen girdi-çıktı davranışını göstermesi için düzenlenmesi ve/ya yönetilmesidir. Kontrol, sistemlerin kararlılığını, performansını, verimliliğini optimize etmek için kullanılır. Kontrol edilecek sistemin matematiksel modeli oluşturulur. Geri besleme döngülerine dayalı (kapalı çevrimsel) kontrolde, ölçülen çıktı referans değerlerle karşılaştırılıp fark (hata) sinyalleriyle yeniden girdiye dönüşerek, sistemin kendisini düzeltmesi sağlanır.
Başlıca kontrol biçimleri; oransal kontrol (anlık hatalar düzeltilir), integral kontrol (geçmiş hataların birikimi ve kalıcı hatalar düzeltir), türevsel kontrol (gelecekteki hata eğilimleri tahmin edilerek dinamik tepkiler iyileştirilir) ve adaptif kontroldür (sistemin belirsizliklere ve çevresel değişikliklere kendi işleyişini uyarlayabilme yeteneği).
Sermayenin emek üzerindeki kontrolü, işçilerin emek (ve yaşam) sürecinde, sermayenin belirlediği düzenlemeler, koşullandırmalar ve kısıtlamalar içinde hareket ederek, sermayenin istediği çıktıları veren “iş araçları”na indirgenmesidir.
Babbage ilkesi ve Taylorizm: Karmaşık üretim, iş ve emek süreçlerinin daha basit parçalarına bölünmesi, basitleştirilen parça-işlerin yapılmasının “optimum yolunun bulunması” ve tekrara dayalı olarak standartlaştırılması, sayısallaştırılması, ölçülebilir hale getirilmesi, işlerin bir kısmının da otomatize edilebilmesi; bunlar, makineli sanayi kapitalizminde emek kontrolünün, temel ve stratejik biçimini oluşturur. Ücretlerin düşürülmesi, emek yoğunluk, süre ve verimliliğinin artırılması, emeğin güvencesizleşmesi ve bilgi-becerilerinden soyulması eğilimleri, üretim teknolojilerindeki gelişmeyle atbaşı gider. Makinelerdeki otomatik geri besleme süreçleri, makinelerin kendi işlem ve aktarım mekanizmaları üzerindeki kontrolü, sermayenin canlı emek üzerindeki gerçek kontrolü haline gelir.
Yapay zeka: Toplumsal emek ve zekanın, yani kolektif bilgi, deneyim, beceri ve bilimsel birikimin geri besleme döngülerine gömülü ölü emek biçiminde makinelerde kristalleşmesi ve onu yaratan emeğe karşı bir tahakküm aracı olması.
Kapitalist işletme yönetiminde birim maliyetin düşürülmesi ya da optimizasyon denilen, “toplumsal olarak gerekli emek-zaman”ın minimizasyonu ve dolayısıyla artı-değerin maksimizasyonu yasasının bu ilkelerde cisimleşmesidir.
Algoritmik yönetim, işyerinde (ve dışında) işçilere dair verilerin dijital araçlarla sistematik olarak toplanması, bu verilerin otomatik sistemler tarafından analiz edilmesi/işlenmesi ve işe alma, göreve atama, iş talimat ve ölçümleri, hareket kısıtlama ve koşullandırmaları, performans değerlendirme, terfi ve fesih gibi yönetim kararlarının, kısmen ya da tamamen, bu sistemlerin çıktıları üzerinden alınmasıdır.
Gözetim araçları: Kameralar, biyometrik sistemler, GPS, RFID, sensörler, log kayıtları, tabletler, tezgah/makine ekranları, giriş-çıkış sistemleri
Yönetim/kontrol algoritmaları: Vardiya planlama, iş çizelgesi düzenleme, performans değerlerlendirme, iş talimatları verme, ölçme ve değerlendirmeleri, terfi ve ceza mekanizmaları
İşe alım filtresi: Özgeçmiş eleme, online testler, mülakat (ses tonu, yüz ifadeleri dahil) değerlendirmesi, sosyal medya taraması, sağlık ve hukuk gibi geçmiş verilerin taraması, puanlama sistemleri
Davranışsal analitik: Duygu, davranış, iletişim analiz ve ölçümü, ekran-klavye-mouse takibi... E-posta ve telefon görüşmelerinin içerik analizinden (işçilerin moral durumuna kadar tahminler), dijital platformlarda mesajlaşma sıklığı, toplantılarda söz alma süresi ve ses tonu ölçümü, duygu durum tespitine kadar...
Bu sistemler birbirine entegre edilmiştir. Her bir kontrol aracı ve her bir kontrol alanı birbirine veri besler. Ayrıca her bir alandaki algoritmik yönetim verileri, işlevsel kaydırmayla diğer alanlardaki verilerle birleşik kullanılabilir. Örneğin vardiya/iş düzenlemeleri şirketin işlerinin durumu, işçilerin verimlilik puanları gibi bir dizi parametreye göre belirlenir. Performans puanlamaları ve davranışsal analitik, fesih veya terfilerde, takip yoğunluğunda etkili olur. Klavye verisi performans değerlendirmesine girer, terfi sistemleri işe alımlarda ölçütlerin yukarı çekilmesinde etkili olur, vb. Bu yüzden bunlar mücadelede tek tek ve kendi başlarına değil, bu bütünsellikle ele alınmalı.
Algoritmik emek kontrolünün başlıca hedefi kuşkusuz işçilerin artı-değer verimlilik ve performansını, çalışma hız ve yoğunluğunu, sermayenin emek üzerindeki sömürü, güç, kontrol ve baskısını artırmak. Algoritmik kontrol/performans sistemleri, işçilerin iş otonomisini azaltıyor, işçilerin işte kendi mikro karar, bilgi ve becerilerini daha az kullanabilir hale getiriyor. İş yükünü, iş stresini artırıyor. İşçi için iş, görev, çizelge belirsizliklerini artırıyor. İş güvencesizliğini, taşeron ve gig çalışma biçimlerini artırıyor. İş tatmin ve motivasyonunu azaltıyor. Algoritmik performans sistemleri, işçilerin işteki fizik, zihinsel, psikolojik sağlığını tahrip ediyor. Algoritmik performans ve analitik izleme sistemlerinde daha da yoğunlaşmış biçimde, amirlerin (algoritmalar da bir nevi amir haline geliyor) çalışanlar üzerindeki mobing, zorbalama ve tacizlerini artırıyor. İşçilerin işteki, dinlenme molalarındaki ve iş dışındaki her türlü hareket, davranış ve iletişiminin sürekli izlenmesi, kayıt altına alınması ve analiz edilmesi, kişilik hakları, mahremiyet ve özel yaşamı da ihlal ediyor. Sermaye ile emek arasında derinleşen enformasyon uçurumu ve karşıtlığı: Patronlar algoritmalar üzerinden işçiler, işler vb hemen her şeyin daha geniş ve dinamik, geri beslemeli enformatik karar destek sistemlerine ve tahminlerine sahip olabilirken, işçilerin için algoritmik yönetimin “görünmez” veya “kara kutu” olması. Emek bölünmesini daha karmaşık ve çeşitlenmiş hale getirmesi.
Algoritmik yönetim de emek analizi, işbölümü, standartlaştırma, sayılaştırma, emeği ölçme, gibi klasik Babbage ilkeleri/Taylorizm temelinde yükselir. Neo-Taylorizm'in de (yalın üretim, sürekli iyileştirme vd) tüm birikimini taşır. Bununla birlikte, Dijital Taylorizm, geleneksel Taylorizm'in basit bir devamı değildir. Her şeyin verileştirilmesi, işçilerin bedenlerinin veri madeni olarak kullanılması ve parametreler üzerinden kontrol edilmesi itibarıyla yönetim alanında niteliksel bir dönüşümü ifade eder. Algoritmik emek kontrolü, gerçek zamanlı geri besleme döngülerine dayanır. Algoritmalar, sürekli kayıt ve analiz altında tuttuğu emeğin her türlü davranış, hareket, iletişiminden de “öğrenerek” kendini “yeniden örgütleyebilir” ve kontrol ve verimlilik yöntemlerini geliştirebilir. Emeğin “çıktılarını” ölçüp artırmaya zorlamanın ötesinde, emeğin tüm yaşam enerjisini gerçek zamanlı olarak kayıt altına alıp sürekli analiz ederek kökünden söküp yeniden yoğurmaya doğru bir eğilim de taşıyor.
Derin öğrenmeli algoritmalar yalnızca fizik emeği değil, beden ve zihin işçilerin çalışma süreçlerine içerili enformasyonu da sayısallaştırılabilir, ölçülebilir, aktarılabilir, yani soyutlanabilir hale getirmesi. Dolayısıyla algoritmik emek kontrol biçimlerini zihin ve enformasyon emeğine de uygulanabilir hale getirmesi.
Algoritmik emek kontrolü, siber güvenlikle artan ölçüde iç içe geçiyor. Ki bu emek kontrolü dahil hemen her şeyin güvenlikleştirilmesi anlamına geliyor. Algoritmik sistemlerin devletlerde ve şirketlerde ve bir bütün olarak çalışma ve yaşamın her alanında dijital platformlaşması, farklı alanlardan veri entegrasyonu da sağlayan genel bir güç/kontrol ve yönetim altyapısına dönüşüyor. Bu algoritmik mimariler, altyapısallaşarak işçilerin çalışma ve yaşam süreçlerinde, davranış, düşünce ve hareketlerini ölçme, hesaplama, analiz etme, değerlendirme, kısıtlama, koşullandırma, manipüle etmede “gölge devlet” benzeri bir işlev kazanıyor. Ve bunu kapitalist karlılık açısından “performans” analiz ve koşullandırmalarıyla birleştiriyor.
Algoritmik yönetim, toplumsal-teknik emek bölümünü karmaşıklaştırıyor, güvencesizlik ve platform-gig çalışmasını genişletiyor.
Çok kritik bir fark da, algoritmik yönetimin görünmez, bilinmez ve muhatapsız olması.
Batıda sendikalar, şu noktalar üzerinden bir mücadele stratejisi geliştiriyorlar:
Algoritmik saydamlık: İşyerlerinde kullanılan algoritmalar ve karar mantıkları (hangi parametreleri hangi amaçlarla kullanıp ağırlıklandırdığı vd) konusunda işçilere ve sendikalarına net bilgi verilmesi, işçilerin ve sendikalarının bunlara erişme olanağı tanınması.
Veri toplama sınırları: İşçilerden hangi verilerin hangi amaçlar ve araçlarla ne kadar süreyle nasıl toplandığının açıklanması. Hangi verilerin toplanabileceğinin ve verilerin depolanma süresinin sınırlandırılması.
Bağlantı kesme hakkı: Çalışma dışında (iş dışında ve dinlenme molalarında) dijital erişimin ve veri toplanmasının engellenmesi, dinlenme ve mahremiyet hakkının güvence altına alınması.
Performans ölçümü: Performans kriterlerinin nesnel, ölçülebilir, denetlenebilir olması ve sendikalarla birlikte belirlenmesi. (Bu talep rekabetçi performans sistemlerinin kabul edilmesini, nesnellik ve ölçülebilirlik adı altında meşrulaştırılmasını öngördüğü için çok sorunludur. Performansın özü zaten emeğin ölçülerek yoğunlaştırılması ve baskılanmasıdır.) Dijital performans ölçüm ve değerlendirmesi ve parametreleri işçiye bildirilmemişse, hiçbir biçimde işten atma gerekçesi olamaz.
Üyeleri bilgilendirmeden ve işçiler üzerinde etkileri soruşturulmadan algoritmik/yapay zeka sistemlerinin kullanılmaması, işçi hakları ve mahremiyetini ihlal eden, cinsiyetçi ve ırkçı ayrımcılık yapan yapay zeka sistemlerinin kaldırılması, yapay zekanın işten atma gerekçesi olamaması, hangi verilerin ne amaçla toplanıp toplanamayacağının sınırlandırılması, duygu tanımlama sistemlerinin yasaklanması, yapay zeka algoritmalarının sendikalara ve işçilere saydamlaştırılması gibi talepleri TİS ve grev kapsamına alıyorlar.
Danimarka’daki “işyerlerinde tabandan işçi veri temsilcileri” sistemi, tabandan işçi organları, grev/direniş inisiyatifi ile birleştiğinde, işçilerin kendilerinden toplanan veriler ve YZ üzerinde söz, karar ve kontrol yetisine doğru bir adım olarak yaygınlaştırılması gereken bir örnek. Yine Danimarka’da ev temizliği platform şirketi ile 3F sendikası arasındaki TİS’le, işveren algoritmik bir kararı işçilere açıklamadığında ya da açıklayamadığında karar geçersiz sayılıyor.
İspanya’da Hızlı Yemek platformu Just Eat ile CCOO ve UGT sendikalarının TİS’le, işçiler yapay zeka sisteminin performans parametreleri hakkında bilgi alma hakkı ve oluşturulacak “Algoritma Kurulu”nda sendika temsilcilerinin yer alması sağlandı.
Güney Kore’de Metal İşçileri Sendikası, sendika temsilcileri ve bağımsız uzmanların katılımıyla, işyerlerinde (ÇED benzeri) “Yapay Zekanın İşçiler üzerindeki Etkileri” kurullarının kurulmasını ve bu kurulların rapor ve onayı olmadan işyerlerine yapay zekanın girememesini grev talebi olarak ileri sürüyor.
ITF (Uluslararası Taşımacılık İşçileri) Sendikası; "akıllı kentlere” ve ulaşım ve kent işçileri üzerinde YZ kontrol ve uygulamalarına karşı şunları vurguluyor: “İşçilere dönük duygu tanımlama teknolojilerinin yasaklanması, işçilerden toplanan verilere erişim hakkı. Algo-aktivizmi (algoritmik eylemcilik) işçilerin örgütlenme ve direnişi için kullanmayı öğrenme ve işçilere öğretme. Sendikalar, işyerlerinde işçilerden hangi tür verilerin toplanıp toplanamayacağına, bunların nasıl kulanılacağına dair olarak, veriler ve YZ üzerinde işçi kontrolü için mücadele etmeli.”
Türkiye’de Birleşik Metal-İş Sendikası “Dijital teknolojilerin metal işçileri üzerindeki etkileri” başlıklı raporunda (Temmuz 2026), dijital Taylorizm'e karşı, sendikal politikayı, “görünmeyeni görünür kılmak, işçinin bilme hakkı ve bireyselleştirmeye karşı kolektif çerçeve” ayaklarına oturtmaya çalışıyor. Sendikanın araştırmasına göre işçilerin dijital sistemlere dair sendikadan öne çıkan talebi, kendilerinden hangi verilerin toplandığını ve bu verilerin nerelerde hangi amaçla kullanıldığının kendilerine açıklanması.
Sendikalar, işverenlerden işçilerden hangi verilerin hangi dijital sistemlerle toplandığını ve hangi amaçla kullanıldığına dair ayrıntılı bilgi ve açıklama isteyebilir. İşveren yanıt vermese bile bunu kamuya açık VERBİS (Veri Sorumluları Sicil Bilgi Sistemi) kayıtlarından öğrenebilir. İşyerinde işverenin VERBİS bildirimlerinde olmayan bir veri işleme faaliyeti tespit edildiğinde, bu KVKK (Kişisel Verileri Koruma Kanunu) ihlali olacağından, KVKK ve iş yasaları hükümlerince dava açılabilir. KVKK, aynı zamanda işçinin sendika üyeliği, siyasi görüş, dini inanç, sağlık, aile, cinsel yaşam gibi verilerinin toplanması ve fesih ya da yaptırım amacıyla işlenmesine karşı da hukuken kullanılabilir. Ancak VERBİS, KVKK, iş yasalarının sınırları belli. Algoritmik saydamlık istemi de yetersiz. Ortalama bir yazılım geliştici bile, yüzlerce parametre kullanan, veriler arasında işlevsel kaydırmalar ve sayısız veri türünün entegrasyonunu yapabilen, değişken-dinamik ve karmaşık yapay zeka algoritmalarını çözemeyebilir. İşçinin sermayenin dijital cendere sistemlerine karşı da biricik güvencesi, dijital sistemler hakkında sınıfsal-kolektif eğitim-farkındalık-bilgi-bilinç sahibi olması, kolektif örgütlülük ve mücadeledir. Veri-algoritma araç ve sistemleri, kolektif örgütlenme, grev ve eylem kapsamına alınmalıdır. Daha kritik ve stratejik bir yönelim ise, algoritmik kontrol sistemlerine karşı taban işçilerin sezgi ve deneyimleriyle birlikte bu sistemleri tasarlayan, kuran, uygulayan işçilerin birleşik mücadelesi, bu sistemler üzerinde işçi kontrolüdür.
TWC (Teknoloji İşçileri Koalisyonu), yazılım geliştiricilerden veri merkezi işçilerine, motokuryeler, içerik moderatörleri, tık işçileri gibi dijital emek platformu işçilerine kadar ayrım yapmadan teknoloji işçisi kapsamında görüyor. Teknoloji işçilerine online, yerel ve uluslararası örgütlenme ve mücadele eğitimleri veriyor, teknoloji işçilerini biraraya getirip toplantı, konferanslar düzenliyor, gönüllü aktivistler yetiştiriyor, teknoloji işçilerinin sendikal örgütlenmesi ve siyasallaşmasına dair kampanya ve politikalar üretmeye çalışıyor.
ABD’de 2024’te 50 bin liman işçisi ve Liman İşçileri Sendikası, limanlarda yapay zeka ve yapay zekalı robotik otomasyon süreçleri plan ve uygulamalarına karşı greve gitti. Limanlarda daha yoğun otomasyon süreçleri, insansız vinçler, otonom robotik yükleyiciler, otonom TIR'lar ve yapay zekalı iş çizelge ve kontrolü planlanıyor. İşçilerin temel kaygısı iş kayıpları ve bir çok işin ekrandan kontrol ve düğmelere basmaya indirgenmesi ile vasıf, özerklik ve ücret kayıpları. Aralık çalışabilen yapay zeka kontrollü otonom vinçler ve yapay zekalı iş kontrolü, dinlenme aralarını ortadan kaldırıyor, çalışma yoğunluğu ve stresini artırıyor. Yapay zekalı mekan optimizasyonu işçilerin girip çıktığı alanlara çok daha fazla konteynır yerleştirerek iş kazası risklerini de artıyor.
ABD’nin en büyük özel sağlık sektörü tekeli olan Kaiser hastane ve medikal merkez zincirlerinde, hemşireler, yapay zekanın hasta bakım işlerinde kullanılması planına karşı, hemşireler 2024’ten itibaren bir direniş kampanyası yürütüyorlar. Hemşireler Sendikası “Yapay Zekaya Değil Hemşirelere Güvenin”, “Hastalar Algoritma Değildir” gibi sloganlarla, birçok eyalette ve ülke çapında uyarı grevleri, gösteriler, iş yavaşlatma eylemleri ve kamuoyu ve hastaları bildilendirme kampanyaları yürütüyor.
Güney Kore’de Hyundai Motors işçileri ve Kore Metal İşçileri Sendikası, Hyundai otomobil fabrikasına yapay zekalı robotik otomasyon ve üretim hatlarında co-robot planına karşı, 13-15 Temmuz 2026’da 3 günlük kısmi uyarı grevi yaptı.
Güney Kore’de 15 Temmuz 2026 genel grevinde de, yapay zekaya ilişkin talepler dünya çapında ilk kez genel grev talepleri arasına girdi. KCTU ve Metal İşçileri Sendikası'nın “Yapay Zeka ve Robotlaşma Çağında İstihdam Güvencesi” deklarasyonunda, yapay zeka sistemleri işçilerin ve sendikaların bilgisi, onayı, denetimi olmadan fabrikalara sokulamaz, işten çıkarma veya zorunlu emekli etme için kullanılamaz, diyor. Sendikaların yapay zeka deklerasyonundaki temel grev taleplerinden biri de, işyerlerinde yapay zeka planlarının işçilerin, sendikaların ve bağımsız uzmanların aktif katılımıyla, (ÇED benzeri) “Yapay Zekanın İşçilerin Çalışma Koşulları Üzerindeki Etkisi” raporlarının zorunlu hale getirilmesi.
Veri merkezleri, yapay zekanın temel altyapı ve (enerji ile birlikte) temel bir maliyet kalemi olarak dünya çapında en büyük ve en hızlı yatırım alanlarından biri. Veri merkezlerinde 7/24 çalışma ya da bağlantıda kalma, başta bakım onarım, temizlik ve güvenlik işçileri olmak üzere taşeronluk sistemi ve asgari ücret, gece nöbetleri ve fazla mesaiye ücret ödenmemesi, sunucu raflarının taşınması ve kablo çekmede yaralanmalar ve sırt-eklem ağrıları, yüksek voltaj hatları (kanserojen ve sık yangın riski), yüksek gürültü (80 desibelin üzerinde, işitme kaybına yol açıyor), yüksek ısı (klimaların arızalanması durumunda 40 derecenin üzerine çıkan sıcaklık), sürekli performans baskısı ve işten atmalar, veri merkezlerinin yüksek güvenlikli yalıtımı nedeniyle sosyal yalıtımla, tam bir işçi cehennemi durumunda. Dünya ve Türkiye’deki veri merkezlerinde 8 saatlik işgünü, sık dinlenme araları, gürültü ve ısı yalıtımları, işitme kaybı yaşayanlara tazminat, düzenli yangın tatbikatı ve elektrik/kablo sistemleri kontrolü, performans baskısı ve yapay zeka takibinin kaldırılması, taşerona kadro, otomasyon işsizliğine karşı önlemler, ortak ve yaşamsal işçi talepleri.
Dünya çapında hiper veri merkezi vadilerinde aşırı ağır ve sağlıksız çalışma koşullarına karşı veri merkezi işçilerinin, yanı sıra çevreye yaydığı kanserojen etkiler ve aşırı enerji ve su tüketimi nedeniyle eko-kırıma karşı büyüyen mücadeleler kayda değer. Türkiye’de bir veri merkezinde 20 mühendis iş durdurdu (2021), Türk Telekom ve Turkcell veri merkezlerinde taşeron işçiler, sigortasız çalıştırılmaya, asgari ücret altında ücrete, 24 saatlik nöbetlere karşı eylemler yaptı (2022), Ankara’da bir veri merkezinde çıkan yangında bir işçinin öldürülmesi üzerine, işçiler yangın tedbiri ve işçilerin tahliye planı olmamasına karşı eylem yaptı. Türkiye’de veri merkezi işçilerin mücadeleleri henüz yolun başında olsa da, veri merkezlerinin dijital cehenneminin hızla büyümesi ve hiperleşmesi mücadele potansiyelini de büyütüyor.
Üretimde İşletme Kaynak Planlaması, İmalat Yönetim Sistemleri, Radyo Frekans Tanımlama, Yapay Zekalı Analitik Görü ve İleri Oto-Robotik gibi yeni dijital teknoloji sistemleri, imalat tabanındaki işçilerin bilgi, beceri, deneyimlerini gereksizleştirme ve dışlama üzerine kurulmuştur.
Üretimde her yeni ve daha ileri otomasyon dalgasında, “insansız fabrikalar mı geliyor”, “otomasyon canlı emeği tümüyle ikame mi edecek”, “hangi alanlarda ne kadar büyük istihdam kayıpları yaşanacak” tartışmaları ortalığı kaplar. Her yeni otomasyon dalgası ile emeğin üretim sürecindeki bilgi, beceri ve deneyimlerini ortadan kaldırma hevesine kapılan kapitalist sınıf, çok geçmeden, bu yeni teknolojilerin de emeğin belli yetileriyle yeni bir bileşkesi oluşturulmadan yeterince verimli ve karlı biçimde kullanılamayacağının farkına varmak zorunda kalır.
Dijital dönüşüm ve yapay zeka gerekçesiyle işçi çıkartan ve bu sistemleri tepeden indiren ve işçileri dışlayarak uygulayan şirketlerin bir çoğu, bu milyar dolarlık yatırımlarında hüsran yaşıyorlar. Yapay zekanın karmaşık işlerde nitelikli işçilerin yerini dolduramadığı, imalat tabanında ve makine operatörlüğü alanında ise deneyimli işçilerin her günkü küçük uyarlama ve iyileştirmeleri yapmadığı durumda vaadedilen verimlilik artışının çok gerisinde kaldığı görülüyor.
Bu teknolojilerin hiçbir görüş, öneri, eleştiri almadan tepeden indirilmesi, işçilerin bu teknolojilere karşı direncini artırır. Bununla kalmaz. Dijital dönüşüm süreçlerinde “teknik sorunlar”a atfedilen çoğu başarısızlık, bu teknolojilerin üreticisi, kurulumcusu, uygulayıcısı olan işçiler arasındaki taban koordinasyonsuzluğundan ve salt makine talimatlarını uygulamaya indirgenen işçilerin hergünkü uyarlama/iyileştirme işlevlerini yapmamasından kaynaklanır.
Yaratık, inovasyon tekil ve soyut emeğin değil, aslen somut-kolektif emeğin nitelikleridir. Yeni teknolojilerin en basitleştirilmiş görünen uygulama/imalat tabanındaki işler bile, tabletten/ekrandan takip, sürekli raporlandırma, form doldurma gibi yöntemlerle işçilerin zihin emeğini gerektiriyor. Yeni teknolojilerin nesneleştirilmiş, sayısal uzantısına indirgenen soyut emek ile somut emek tarafından yapılabilir olan yaratıcı geliştirmeler arasındaki bu çelişki ve boşluk, işçilerin despotik yeni otomasyon süreçlerine karşı direniş olanaklarının da bir biçimini oluşturur.
RFID
İşçileri izlemek ve kontrol etmek, sermayenin RFID teknolojilerini en temel kullanım biçimlerinden biri. RFID kartları, anahtarlık tarzındaki RFID çipleri, NFC giysi çipleri (giysilere veya iş üniformlarına takılan, dikilen ya da kaynaştırılan RFID etiketleri), RFID silikon bileklikleri, RFID kol saatleri, işçilerin kullandığı araç gereç ve ekipmanlara takılan RFID etiketleri, şirketlerin işçileri izlemekte kullandığı başlıca RFID araçları. Bu gibi RFID işçi izleme teknolojileri ile, işçilerin işe giriş çıkışı arasında ne kadar süre işyerinde kaldığı, işgünü içinde çalıştığı iş başından kaç kez ve ne kadar süreler ayrıldığı, gerçek zamanlı olarak işçilerin belli bir anda nerede bulunduğu ve ne yaptığı, fabrika, ofis kompleksi, maden ocağı, çiftlik gibi iş alanlarında işçilerin kendi çalışma noktalarının dışında başka nerelere ne kadar süreler gittiği, iş üniformaları, iş araç gereçlerini ne kadar süre ve ne kadar iyi ve etkin kullandığı, işçilerin çalışma tarz ve biçimleri, birbiriyle etkileşimleri gibi davranışsal hareketlerini izlemek, analiz ve kontrol etmekte kullanılıyor.
En son Hindistan’da demir-çelik ve demiryolu işçileri, her adımlarını ve saniyelerini kontrol etmeye dönük RFID kartlarına karşı grev yaptılar.
Robotlar
Robot teknolojilerini üreten, besleyen, makine eğitim ve gözetimini yapan işçiler de pekala greve çıkabilir, grevlerde hafif robotlar da durdurulabilir. Hyundai’de gördüğümüz gibi, robotlara karşı grev de yapılabilir. ABD’de 50 bin liman işçisinin otonom vinçler vd otomasyon süreçlerine karşı grevi; Almanya’da VolksWagen’in kitlesel işçi çıkarma planlarıyla birlikte hem endüstriyel hem hafif robot alım ve kullanımını hızlandırmasına karşı işçi grev ve eylemleri; Amazon depolarında Kiwa robotlarına karşı mücadeleler; ulaşım işçileri sendikaları, Uber işçileri ve taksi sürücülerinin Uber, Google-Waymo ve Tesla’nın sürücüsüz otonom araçlarına karşı eylem ve direnişleri; büyük hipermarket zincirlerinde otomatik ödeme ve otomatik kasa uygulamalarına karşı işçi eylemleri, ilk eldeki örnekler.
“Otomatikleştirilmiş süreçlerde çalışmanın teorik formu, planlanmamışın planlaması, buna karşılık gelen iletişim ve el birliğinin (el ve kafa birliğinin-bn) yoğunlaştırılması, işçilerin toplumsallaşmasında yeni bir aşamayı, kararların giderek daha fazla kolektif olarak, üretim ve idari süreçlerin özyönetimi şeklinde alındığı, yeni bir çalışma kültürünün geliştirilmesi gerektirir. Otomasyonun evrimiyle birlikte ortaya çıkan bu olasılığın gerçekleştirilmesi, toplumsal ilişkilerin herkesin önemli kararlara katılabileceği ve bütüne, doğaya ve topluma karşı öz sorumluluğunu geliştirebileceği ve onaylayabileceği biçimde demokratik yeniden yapılanmasının işyerlerine kadar uzanmasını gerektirir.” (Frigga Haug. The Journey of the ‘Automation and Qualification’ Project. Marx and the Robots içinde, Pluto Press, 2022)
Bu ufuk, yalnızca mülkiyet ve iktidar ilişkilerini değil, toplumsal üretim ve işbölümü ilişkilerini de kökten değiştirmeye dönük bir devrimi gerektirir. Proleter-sosyalist devrimci demokrasiyi gerektirir.
Tüm o sömürü ve kontrol teknolojileri ancak üretimin, emeğin, bilginin, tek kelimeyle proletaryanın yeni ve daha yüksek toplumsallaşmasını ve sermaye ile çatışmasını derinleştirerek ilerleyebilir. Bu teknolojileri araştıran, tasarlayan, üreten, kuran, besleyen, uygulayan, uyarlayan, bakım onarımını yapan ve bu teknolojilerin kontrolü altında çalışan işçilerin birleşik örgütlenmesi ve hareketi, günümüzün en kritik sınıf mücadelesi konularından biridir.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.