Smart Solar, Türkiye’deki sınai-teknolojik dönüşüm sürecinin doğurduğu görece daha ileri teknolojili yeni emek alanlarının ve derinleştirdiği sınıf çelişkilerinin öncü bir örneğidir. Bu direnişin bu daha gelişkin bir sınıfa karşı sınıf ufkundan bir mücadele kanalı açabilmesi için, mücadeleci sendikalar, öncü sınıf bilinçli işçiler, üniversiteli işçi-öğrenciler, sosyalist hareketler, dar biçimsel “direniş ziyaretleri”nin ötesinde, etkin bir seferberlik yürütmelidir

Smart Solar Aliağa işçilerinin direnişi, Türkiye’de stratejik açıdan son dönemki en önemli işçi direnişlerinden biri. Çünkü Smart Solar, birçok yazı ve seminerlerimde (“Türkiye’de sınai dönüşüm”, “Mega Endüstri Bölgeleri”, "Türkiye işçi sınıfı hareketinin yakın geleceğine hazırlık notları”) ısrarla vurgulamaya çalıştığım, Türkiye kapitalizminin sınai-teknolojik dönüşüm süreç ve eğiliminin en tipik örneklerinden biri.
Türkiye kapitalizminde emek yoğun KOBİ’ler deryasına dayalı sermaye birikim rejimi, çoktan iç sınırlarına dayandı. Bir sınai-teknolojik dönüşüm süreci, hem emperyalist kapitalist uluslararası işbölümündeki, uluslararası tedarik zincirlerindeki ve jeopolitik güç dengelerindeki değişimler hem de Türkiye kapitalizminin eski standart sınai ürünlerinde düşen kârlılık ve kriz durumunun zorunlu kıldığı yeniden yapılanma dinamikleriyle, 2010’lu yılların sonlarından itibaren başladı.
ABD ve AB’nin Çin’in yükselen sınai-teknolojik rekabet gücünü bloke etme ve belli stratejik tedarik/ikmal zincirlerini daha yakın ve bağımlı ittifak ülkelerine çekme çabası, Çin’in de bu yaptırım ve kısıtlamalar nedeniyle doğrudan giremediği ABD ve AB pazarlarına, bunların bağımlı çevre-yarı çevre ülkeleri üzerinden girme çabası, gibi jeopolitik etkenler de bu süreçte önemli bir rol oynuyor. Diğer taraftan uluslararası tedarik zincirlerinde, yeni teknolojik standartlarının ve lojistik maliyetlerinin öneminin artması gibi bir dizi etmen de bu dönüşüm sürecinde önemli rol oynuyor. Olgunlaşmış, düşük teknolojili, standart geleneksel sınai ürünlere dayalı ihracat ekonomisinin yüksek maliyetli teknolojik girdi ithalini ve dolayısıyla dış açıkları ve sermaye yetersizliğini patlatması da Türkiye kapitalizmini bazı kritik sınai-teknolojik girdileri içerde üretmeye ve bunların daha entegre üretimine geçerek, ölçek ekonomilerini ve göreli artı-değer olanaklarını yükseltmeye zorluyor.
Smart Solar, iki yıl öncesine kadar, Çin’den ithal ettiği güneş paneli çekirdek hücrelerinin Türkiye Gebze’deki fabrikasında, ucuz işgücü ile montajını yaparak, AB ülkelerine ihraç eden bir şirketti. Montaj sanayi, bilindiği gibi, mutlak artı-değer ile birlikte ticari sermayenin halen baskın olduğu, tedarik zincirindeki toplam artı-değerin büyük bölümünün ithalat ve ihracat yapılan ülke ve şirketlere gittiği bir sermaye birikim biçimidir.
Smart Solar, 2025 başından itibaren hem emperyalist kapitalizmin ve devletin müdahalesiyle hem de güneş panelleri üretiminde montaja dayalı üretim modelinin krizi ve zarar etmeye başlamasıyla, iç ve dış tepkilerle, köklü bir dönüşüm sürecine girdi. Smart Solar, Çin'den gelen hücreleri birleştirerek panel yapan bir “son montajcı” durumundan, sermaye kârlılığının iç ve dış zorunlulukları, yasal müeyyideler ve hızlı büyüme ve üretkenliği yükseltmeye dönük muazzam devlet teşvikleri ve agresif sermaye pompalamaları (burjuva literatürde buna, teşvik ve borca dayalı büyük ve hızlı agresif sermaye harcaması anlamında “CapEx” deniyor) ile, Türkiye’nin en büyük ve görece en ileri teknolojili entegre güneş paneli üreticilerinden biri haline geldi.
En başta AB ve Almanya, İtalya gibi AB ülkeleri, GES üretim ve kurulum ihalelerine yeni kriterler getirdi. Güneş panelleri Türkiye’de üretiliyor görünse bile, bunların çekirdek hücreleri Çin’den ithal edilip Türkiye’de sadece montajı yapılıyorsa, AB bunları, AB kapsamında ve jeopolitik açıdan “güvenli” üretim olarak kabul etmeyecek, ithalat ve kurulum ihalelerinden dışlayacaktı. Yalnızca ABD ve AB ülkelerinde bu tür tedarik ve ihale düzenlemeleri bile, Türkiye’deki GES şirketlerini, üretimin ve teknolojinin montajdan ne pahasına olursa olsun daha ileri aşamalarına doğru geçmek ya da yok olmak ikileminde bırakıyordu. Yalnızca ihracat/dış pazar değil Türkiye’nin büyük holdinglerine GES kurulumu yapmak da bu yeni ABD/AB (ve jeopolitik) standartlarına bağlı hale geldiğinden iç pazarda var olabilmesi bile buna bağlıydı.
Türkiye’de de devlet, bu AB yaptırım ve yönergelerine bağlı olarak, GES alanında yeni düzenlemeler yaptı. Güneş paneli üreticilerinin devlet teşvik ve yardımlarından yararlanması koşulu olarak güneş panelinde “yerli” hücre üretimi veya kullanımı zorunluluğu getirdi. Dahası YEKA (Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları) ihaleleri gibi teşvik belgeli GES yatırımlarında yerli wafer (yarı iletken silikon plaka) ve yerli hücre zorunluluğu sıkılaştırıldı.
Tabii bir montaj şirketi, yalnızca montaj kârlarıyla bu geçişi yapamazdı. Smart Solar yeni yatırım projesinde entegre üretim ve bu AB-devlet koşullarını yerine getirme teminatı vererek, Cumhurbaşkanı kararnamesiyle 2022’de “proje bazlı yatırım teşviki” kapsamına alındı. Bu çerçevede, Smart Solar’a Aliağa’daki yeni entegre güneş paneli üretimi tesisleri için, toplamı 7,6 milyar lirayı bulan dev çaplı teşvikler sağlandı: Kurumlar vergisi indirimi, KDV istisnası, gümrük vergisi muafiyeti, nitelikli personel desteği, enerji ve arsa desteği vb.
Üstelik Smart’ın GES üretim ve kurulum tedariği yaptığı Türkiye’deki büyük holdingler de (örneğin Koç’un Arçelik’i) bu teşviklerden yararlanıyordu. GES enerjisinin de böylece hem üretici hem kullanıcı büyük şirketler açısından maliyeti düşürülür, aslında halka fatura edilen kısmı artarken, kârlılığı da artıyordu. Örneğin Arçelik’in bu biçimde Smart’a kurdurduğu GES’ler, Arçelik ürünlerinin birim maliyetlerini düşürür, kârlılığını artırır.
Ancak bu geçiş için bu dev çaplı teşvikler de yeterli değildi. Şu basit nedenle ki, Türkiye’de güneş paneli çekirdek hücrelerini üretecek, wafer (silikon levha) üretecek/dilimleyecek makineler ve teknolojiler de yoktu! Bu makinelerin ve teknoloji lisanslarının da bunları görece daha ucuza sağlayabilecek Çin’den alınması gerekiyordu. Bu Çin’in de işine geliyordu, çünkü kendisinin doğrudan AB GES pazarına girmesi kısıtlandığından bunu Türkiye gibi çevre/yarı-çevre ülkelerine makine ve lisans satışları üzerinden yapıyor, bu ülkelerin yaptığı GES hücre üretimi ve ihalelerinden de kendi payını üretim aracı satışı ve lisanslar üzerinden ve yeni dağıtım kanalları açılmasından alıyordu. Üstelik silikon hücreler artık Türkiye’de üretilmekle birlikte, bunların daha ileri teknolojili girdileri olan diyotlar ve bağlantı kutuları da Çin’den alınmaya devam ediyordu. Dahası güneş panellerinin ürettiği doğrusal akımı alternatif akıma (AC) dönüştüren mikro işlemci çipli inverter cihazları da Çin’den gelmeye devam ediyordu. (Bu arada Türkiye kapitalist devletinin otomotiv, beyaz eşya ve silah sanayinde kullanılan çip üretimini geliştirmek ve güvenceye almak için 5 milyar dolarlık bir orta yüksek teknolojili çip programı başlattığını da belirtelim. Günümüzde en ileri çip teknolojisi 1 nm, hatta atomik boyuta doğru inen çipler üretebilirken, Türkiye’de planlanan 65 nm çip üretimi, Türkiye kapitalizminin boyuna ve uluslararası işbölümündeki yeni konumuna göredir.)
Çin’in mevcut panel hücre teknolojisinin lisansını Türkiye’deki bir şirkete satmakta sorun görmemesinin nedeni de panel hücre teknolojisinde hem panel üretiminde hem de enerji üretiminde verimliliği artıran yeni bir aşamaya geçilirken, mevcut teknolojinin daha bir süre kârlı olmaya devam edeceği Türkiye gibi yarı-çevre kapitalizmlerine kaydırılmasıdır.
Smart Solar’ın bu yeni üretkenlik ve kârlılık sıçraması süreci, aynı zamanda Çin merkezli dev yenilebilir enerji şirketi SUMEC ile yaptığı, lisanslı üretim hattı ve mühendislik know-how’ı alma sözleşme ve işbirliğine dayanmaktadır. Yani Aliağa fabrikasındaki o daha ileri teknolojili cihazlar, panel hücresi basan lazerler ve kimyasal hatlar Çin şirketinden (ki Çinli mühendislerin bu makinelerin nasıl kullanılacağına dair know-how eğitimi vermesi, bu makinelere içerili olan üretim bilgisinin edinilmesini de sağlar) üretim aracı ve üretim organizasyonu ve teknoloji transferini de içerir.
Smart’ın SUMEC ile yaptığı 2023 işbirliği sözleşmesi şunları kapsıyor:
2,5 GW büyüklüğe kadar güneş paneli ve güneş hücre üretim hattı ekipman ve ürün tedariği (iş hacmindeki artışa göre artabilecek 50 milyon dolar tutarlı kredi limiti ile). Bulgaristan’da münhasır olarak, Balkan ülkelerinde ve belirlenecek diğer Avrupa pazarlarında güneş paneli dağıtım kanalı oluşturulması. Finansal çözümleri de kapsayacak şekilde büyük ölçekli EPC ve güneş enerji santrali projeleri geliştirilmesi konularında SUMEC Energy Holdings işbirliği.
Türkiye bir nevi çok gecikmiş bir yarı-Güney Kore tipi “hızlandırılmış kalkınma” modeline geçiş yapmaya çalışmaktadır. Bu modelin bir yönü, emperyalist kapitalist güçler ileri ve yeni teknolojilerin en stratejik halkalarını elinde tutmaya devam ederken, yarı-çevreleşen bağımlı kapitalist ülkelerin, bu yeni uluslararası işbölümünde, AR-GE’nin “ar”ında değil ama “ge”sinde uzmanlaşmasıdır. Böylece emperyalist kapitalist güç ve şirketler, en yüksek maliyetli Ar-Ge yatırım ve harcamalarının bir kısmını da bağımlı kapitalist ülkelere yıkabilmektedir. Tabii belli teknolojileri belli üretim ve projelere uyarlamak ve sürekli geliştirmek de nitelikli işgücü gerektirir. Dolayısıyla bu uluslararası Ar ile Ge arasındaki işbölümü de yalnızca mavi yakalı imalat işgücünün değil, aynı zamanda beyaz yakalı teknoloji geliştirme ve uyarlama işgücünün de ucuzluğunu ve aşırı çalışma yoğunluğunu ve despotik çalışma biçimlerini koşullar.
Smart Solar, İzmir Aliağa’daki entegre güneş hücresi ve panel üretim tesisinin makine, ekipman, teknoloji lisansı gibi yatırım harcamaları için kredileri, şu üç kaynaktan sağlamış görünüyor: 1- TC Merkez Bankası kaynaklı, bir ticari banka aracılığıyla aldığı Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi: 1,1 milyar TL. 2 yıl ana para ödemesiz 10 yıl vadeli, yıllık yüzde 9,25 faizli. (Yerli üretim indirimi adı altında faiz oranında fazladan 25 puan indirim.) 2- Çinli SUMEC Holding’ten (Fortune 500 listesindedir) 50 milyon dolar satıcı kredisi (vendor financing). 3- İsmi gizli tutulan bir Körfez petro-dolar yatırım/kalkınma bankasından Aliağa’daki makine satın alma ve makine modernizasyon süreçleri için 30 milyon dolar yatırım ve işletme kredisi.
Devlet ve Çin SUMEC grubundan alınan krediler, piyasaya göre oldukça ucuz faizli görünmekle birlikte, toplam kredilerin 10 yılı bulacak ana para ve faiz ödemeleri oldukça yüklüdür. Smart Solar 2022-2025 döneminde bu borç yükü ve faiz ödemeleri nedeniyle ciddi zarar etmiş, Smart Holding merkezinden şirkete aktarılan finansman ile bu borç yükü ve zararlar sınırlı tutulmaya çalışılmıştır. Smart Solar’ın 2026’da ilk kez kâra geçmeye başlaması ise, bu borç yükünün aslen kimin burnundan getirildiğini göstermektedir: Çalışma yoğunluğu ve süreleri, düşük ücretler, despotik çalışma koşulları ile Smart Solar imalat ve mühendislik işçilerinin! (Dolaylı olarak da Şimşek kemer sıkma programları ile, devlet teşvik ve borçlarının fatura edildiği tüm Türkiye işçilerinin).
Entegre ve daha ileri teknoloji üretim, göreli artı-değeri ve kârlılığı artırmakla birlikte, günümüz koşullarında bu, Smart Solar Aliağa tesislerinde çalışan imalat ve mühendislik işçilerinin ücret ve haklarının iyileştiği anlamına filan gelmiyor. Günümüzde tam tersine, daha büyük ölçekli ve daha ileri teknolojili yeni sınai ürünlere geçiş, dünya çapında rekabet baskısının da daha sert olduğu bir alana geçiş anlamına geliyor. Çünkü bu rekabet fiyatları düşük tutarak, verimliliği artırarak, ürünü sürekli geliştirerek, bunlar için de durmaksızın yeni finansmana ihtiyaç duyarak, dolayısıyla işçi ücret ve haklarını minimize ederek, çalışma koşullarını ağırlaştırarak veriliyor. Başka deyişle, Marx’ın kuvvetle işaret ettiği gibi, bu uluslararası rekabet keskinliği aslında, sermayenin durmaksızın daha fazla, daha çok mutlak ve göreli artı-değer sömürüsüne olan iştahının “dış kamçısından” başka bir şey değil.
Sonuçta Smart Solar’da emek üretkenliğini artıran yatırımları karlarını da artırıyor, onun tedarik ve projelerini yaptığı AB, Çin ve Türkiye’deki holdingler ve yanı sıra ona borç veren Körfez petro-dolar bankası da bundan payını alıyor. Bütün bunlar Smart işçisinin sırtına biniyor, onun üzerindeki toplam sermaye sömürüsünü ve baskısını derinleştiriyor. Tüm bu teşvikler, krediler, teknoloji transferleri, Ar-Ge’ler, üniversite-sanayi işbirlikleri sermayeyi (Marx’ın çok önemli tanımlarıyla) “sosyal sermaye” haline getirirken, emeği de daha büyük ölçekli olarak toplumsallaştırıyor.
Nitekim Smart Solar, hücre teknolojilerinin geliştirilmesinde ODTÜ-GÜNAM (Güneş Enerjisi Araştırma ve Uygulama Merkezi) ile işbirliği içinde çalışmaktadır. Şirket diğer taraftan özel bir şirket olmasına karşın Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından onaylanmış bir resmi Ar-Ge merkezi statüsüne sahiptir ve bu çerçevede TÜBİTAK ile ve TÜBİTAK koordinasyonuyla BÜ dahil bir dizi üniversitenin mühendislik fakültesindeki akademisyenler ve araştırma görevlilerine ortak projeler yaptırabilmektedir. Şirket ayrıca, çeşitli üniversitelerin mühendislik fakültelerindeki yenilebilir enerji ve güneş enerjisi odaklı ders müfredatlarına ve tez-proje programlarına kadar mühale edip dizayn edebilmekte, kendi ihtiyaç duyduğu “akıllı imalat modülleri”, “robotik üretim”, yeni nesil panel hücre teknolojileri gibi konularda araştırma ve geliştirme projeleri ve dersleri konulmasını sağlayabilmektedir. Bunun kadar önemlisi, şirket, ODTÜ ve BÜ ve İzmir üniversitelerindeki genç mühendislik lisans, lisansüstü ve doktora öğrencilerinin uzun dönemli staj ve Ar-Ge asistanlığı programlarıyla hem nitelikli hem de son derece ucuz stajyer ve asistan emeğinden de yararlanmaktadır.
Smart Solar, mavi yakalı imalat emeği kadar, nitelikli zihin emeğinin de nasıl ucuzlatıldığı ve yağmaya açıldığının tipik bir örneğidir. Smart Solar aynı zamanda, yalnızca teşvik ve kredilerle değil, özel bir şirketin Ar-Ge merkezine “kamusal” Ar-Ge statüsü kılıfı geçirilip TÜBİTAK ve Üniversitelerle istediği karlılık/üretkenlik projelerini yapabilmesinin, “kamu” kurum ve emeği üzerinden birim maliyetleri düşürme ve karlarını artırmanın bir örneğidir. Smart Solar, üniversitelerin stratejik bir sermaye birikim aracı ve kaldıracı haline gelmesi, ve bu yüzden öğrenci, araştırma görevlisi, asistan ve akademisyenlerin sınıf temelinde, sınıf bileşeni olarak örgütlenmesinin stratejik bir görev olması gerektiğini, pratik bir örnek üzerinden doğrulamaktadır.
Bu açıdan, Smart Solar işçilerinin direnişini, başta ODTÜ, BÜ ve İzmir üniversiteleri mühendislik fakültelerine taşımanın, üniversitelerde Smart işçilerine destek ve dayanışma eylemleri organize etmenin önemini de vurgulamış olalım. Bu tür faaliyetler, gelecekte Smart gibi şirketlerin “iyi, nitelikli, yüksek ücretli, prestijli işlerinde” çalışma umut ve beklentisiyle, uzun dönemli vahşi stajyer, asistan ve proje emeği yağmasına katlanan genç mühendislerin de gözlerinin açılması, örgütlenmesi açısından; el ve zihin emeklerinin, imalat ve mühendislik işçilerinin birleşik örgütlenmesi ve hareketinin yaratılması açısından da kritik önemdedir. Smart Solar işçilerinin direnişine yalnızca mavi yakalı işçilerin ve mücadeleci sendikaların değil, bilişim ve teknoloji işçilerinin, beyaz yakalı işçilerin, üniversite işçi-öğrencilerinin destek ve dayanışması sağlanmalıdır.
Sonuçta Smart Solar, Türkiye’deki sınai-teknolojik dönüşüm sürecinin doğurduğu görece daha ileri teknolojili yeni emek alanlarının ve derinleştirdiği sınıf çelişkilerinin öncü bir örneğidir. Bu direnişin bu daha gelişkin bir sınıfa karşı sınıf ufkundan bir mücadele kanalı açabilmesi için, mücadeleci sendikalar, öncü sınıf bilinçli işçiler, üniversiteli işçi-öğrenciler, sosyalist hareketler, dar biçimsel “direniş ziyaretleri”nin ötesinde, etkin bir seferberlik yürütmelidir.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.