Teknoloji devlerinin finansallaşması mali oligarşi düzeninde yeni bir aşamaya tekabül ediyor. Çünkü banka ve sanayi sermayesinin temerküzü ile oluşan mali oligarşiye dijital ekonomiyle üçüncü bir sermaye birikimi daha eklenmiştir. Artık banka sermayesi, sanayi sermayesi ve dijital sermaye gelirlerinin temerküzünden oluşan daha gelişkin bir mali oligarşiden bahsetmemiz gerekiyor

Yapay zekâdan kaçamazsın! Tüm mesleklerin yaptığı işi tek başına yapabiliyor. Elektrik elektronik mühendisi, uçak mühendisi, muhasebe, işletme, tıp, hukuk, makine mühendisi; hangi dala gidersen git karşına çıkacaktır yapay zekâ. Beyaz yakalı işçiler için güvende olacakları bir alan, güvenceli bir meslek grubu daha şimdiden kalmamıştır. Tüm mesleklerin verisi ile donatılmış ve eğitilmiş bir yapay zekâ hemen hemen tüm mesleklerin işini yapacaktır. Çin’de tekstil işçilerinin başına takılan kameralarla dokuma el becerisi yapay zekâya aktarılıyor. Amaç bu verilerle tekstilde de robotik üretime geçmek. Peki, mühendis, doktor, avukat vb. yapay zekâ karşısında kendi mesleğinin kalfası olmayı kabul edecek midir? İşte size beyaz yakalı şehir emekçilerinin ayaklanma gerekçesi! Modern, hatta post modern bir ludizmle karşı karşıya kalabilir tüm dünya burjuvazisi ve devletler sistemi.
Yapay zekâ uygulamaları son bir yıl içinde iyiden iyiye günlük yaşamımızın vazgeçilmezleri arasına girdi. Yapay zekânın bu denli hızlı şekilde hayatın gerekli bir enstrümanı düzeyine yükselmesi nedense insana hiç şaşırtıcı gelmiyor. Çünkü içinde bulunduğumuz dönemin en ayırt edici özelliklerinden biri, insanlığın teknolojik yenilikleri absorbe etme yeteneğinin görülmemiş derecede geliştiğidir.
Dünyada kapitalist birikim ve genişlemenin iktisadi temeli, teknolojik altyapısı son 25 yıl içinde, özellikle yapay zekâ ile birlikte devasa bir yükselişe geçti. Dünyada ilk kez bir şahsın (Elon Musk) kişisel serveti 1 trilyon doları geçti. NVIDIA isimli teknoloji şirketinin değeri 5,2 trilyon dolara ulaştı. Emperyalist tekellerin sermaye birikimi yapay zekâ ve dijital ekonomi ile görülmemiş derecede artarken buna mukabil siyasal-ideolojik üst yapılar onunla orantılı biçimde gelişmiyor. Aralarındaki açı büyüyor. Mesela 12 Eylül faşizmini gerçekleştiren generaller müdahale gerekçesi olarak “siyaset ekonomiyi aşmıştı” demişlerdi. Bugün bunun tam tersi söz konusu. Mevcut uluslararası tekellere siyasi kurumlar, BM, NATO, AB, IMF cevap veremez hale gelmiştir. Aksa Tufanı’ndan İran’a yönelik emperyalist savaşların asıl nedenlerinden biri budur. Emperyalizm kendine yeni bir siyasal düzen kurmak istiyor. Siyasi kurumlarını yeni ekonomik gerçeklere göre tasarımlamak istiyor. Ekonomi siyasetin çok önünde yürüyor. Yürütülen savaşların nedeni bu. Ekonomi ile siyasetin arasında açılan açı savaşlarla kapatılmaya çalışılıyor.
YZ üretim aracı mıdır? Evet, yeni nesil bir üretim aracıdır. Sabit sermayedir. YZ soyut bilginin maddileşmesidir. Genel zekânın makinalara gömülmesidir. İşgücü değişken sermayedir. Sadece canlı emek değer yaratır. YZ “maddi olmayan emek” değildir. Sadece kendi değerini ürüne aktarır ama yeni bir değer yaratmaz. Bilgi, imaj, kültür, iletişim, kod; bunlar otonomcu Marksistlerin iddia ettiği gibi “maddi olmayan emek” olarak kabul edilemezler, çünkü her biri üretim ilişkileri içinde özgün birer meta oldukları, dahası meta fetişizmi yarattıkları için maddi bir üründürler. Otonomcuların soyut düşüncenin yarattığı emeğin maddi olamadığı iddiası yanlıştır.
Marx bilginin kapitalist üretim ilişkileri içindeki nesnel ve maddi gücünü 150 yıl önce Grundrisse’de “Genel Zeka” bölümünde tarif etmiştir. Bilgi; makinaların, teknolojinin ve fabrikanın içine yani sermayeye massedilerek maddi bir üretime dönüşmüştür.
YZ teknolojik bir yenilik mi? Yoksa sanayi devrimi gibi üretim ilişkilerini kökten değiştiren niteliksel bir devrim mi? YZ şu anda kâr maksimizasyonu, maliyet azaltma ve emeğin denetiminde sermayeye yeni bir itilim vermiştir. YZ beyaz yakalı emeği değersizleştiriyor. YZ kitlelerin yoksullaşmasını, güvencesizleşme ve tekelleşme getiriyor. YZ sermaye, emek ve mülkiyet ilişkilerini değiştiriyor. Bunlar emek-değer teorisinde ciddi niceliksel gelişmelerdir. Ama niteliksel bir teknolojik devrime tekabül etmezler.
YZ insanın kolektif zihinsel emeğinin, Marx’ın ünlü tabiriyle “Genel Zekâ”nın (Grundrisse’de “Makinalara Dair Fragman” başlıklı bölüm) ürünü olan bir makinadır. Birkaç mucitin eseri değildir. Genel Zekâ insanlığın ortak bilgi birikimidir. YZ da bunun dışında değildir ve bu birikim üzerinde yükselen bir teknolojidir. İnternetteki tüm bilgiler insanın fiziksel ve zihinsel emeğinin bir ürünüdür. YZ yeni nesil bir üretim aracıdır. Tarihsel olarak sanayi devrimi makinaları nasıl ki kol gücünü ikame ettiyse, YZ da insanın bilişsel yetilerini (analiz, karar alma ve soyutlama süreçleri) otomatize etmektedir. Bilginin üretiminde ve tarihsel hafızanın korunmasında insanın kontrolü, canlı emek ve entelektüel süzgeç hâlâ vazgeçilmezdir. YZ zaman zaman “halüsinasyon” gören bir asistan, gelişmiş bir kelime tahmin motoru ve kütüphaneci ama asla son kararı veren bir otorite değildir.
Yapay zekâ ve dijital ekonomi ile birlikte dünyadaki zenginlik ve yoksulluk arasındaki kutuplaşma ayın karanlık ve aydınlık yüzleri kadar keskinleşti. Yapay zekâ (YZ) devrimiyle birlikte bir çağ sarsıntısı yaşanıyor. YZ’nin henüz yeterince bilincine varılamadı. Oysa YZ tüm insanlık tarihini, iktisadi, siyasi, sosyal ve kültürel birikiminin tümünü kayıt altına aldı ve bunu her saniye güncelliyor.
YZ’nin tek dezavantajlı yanı çok pahalı olması. Müthiş bir elektriğe ihtiyaç duyması. Bu durum beraberinde yapay zekâ tarlalarını (AI farms), küçük modüler reaktörleri (SMR) ve suya ihtiyacı olmayan sadece sodyumla çalışan yeni tip nükleer santralleri gerekli kılıyor. YZ ile birlikte bir tür ‘nükleer rönesans’ yaşanıyor. Keza tek bir büyük yapay zekâ veri merkezi küçük bir şehrin harcadığı kadar elektrik tüketebilmektedir.
S&P Global verilerine göre, yapay zekâ şirketleri 2030 yılına kadar 85 gigawatt ek güce ihtiyaç duyacak. Bu, ABD için mevcut elektrik şebekesinin kapasitesinden yüzde 20 daha fazla. Bu talep, "elektrikli araziyi" ülkenin en değerli emtialarından biri haline getirdi. Veri merkezlerinin enerji iştahı, gayrimenkul geliştirme sektöründe "powered land" (enerjilendirilmiş arazi) olarak adlandırılan yeni ve kritik bir varlık sınıfının doğmasına yol açmıştır.
Tıpkı 19. ve 20. yüzyılın petrol arayıcıları gibi, kimi modern girişimciler de ABD genelinde eyalet eyalet gezerek yapay zekânın "can damarı" olan devasa elektrik kapasitesine uygun, tüm izinleri alınmış, altyapısı hazır bu arazileri bulmaya çalışıyorlar. OpenAI, Meta ve Google gibi şirketlere milyonlarca dolar kârla satıyorlar. İrlanda, BAE ve Suudi Arabistan'dan sonra Ermenistan da enerjilendirilmiş arazi satışı ve kurulmasıyla gündemdedir.
Sonuç olarak hangi ülkenin ne kadar yapay zekâ tarlasına ve gelişmiş çipe sahip olduğu, geleceğin dijital sınırlarını belirliyor. Bugün yapay zekâ tarlalarına sahip olmak, 20. yüzyılda nükleer tesislere ve ya petrol kuyularına sahip olmakla eşdeğer bir jeopolitik güç anlamına geliyor.
YZ algoritmaları her şeyi değil, sadece duyulmasına izin verilenleri duyar. Mesele algoritmaların anlayamayacağı bir dil geliştirebilmek. Bunu yapacak tek güç komünist zihinlerdir! Sol muhalefet şimdilik algoritmaların dili ile konuşuyor. Bu sınırı aşamıyor ne yazık ki. Ortalama davrandığınız sürece Yapay Zekâ'nın kontrolü altındasınızdır. O zaman ortalama değil, öngörülemez olmalıyız. Yapay Zekâ'ya “seni nasıl alt edebilirim “ diye sorduğunuzda size çok ‘samimi’ olarak şöyle cevap verecektir: “Olasılık dışı her hamle sistemin ‘error’ vermesine neden olur.”
Sistem artık her şeyin dijitalleşmesini istiyor. Kendisine karşı yükselen toplumsal öfkelerin, direniş ve başkaldırıların bile. Çünkü dijital olan her şey izlenebilir. O zaman ya algoritma sanatında mükemmelleşeceğiz, mevcut algoritmaları “radarda kuş sürüsü görmek” gibi çaresizleştireceğiz, ya bir dron etkisi yaratacağız ya da analog dünyanın asimetrik gücünü yetkinleştireceğiz. Analog sistem dünyanın hızı en büyük ve sarsıcı asimetrik silahıdır.
Marksist iktisatçılar bugün “veri”nin para kadar güçlü bir rezerv olduğu konusunda hemfikirdirler.
Merkez bankalarının rezervleri dolar, altın ve devlet tahvili iken, dijital ekonominin rezervi veridir.
Bugün, yine Marksist iktisadın tespit ettiği üzere, merkez bankaları ve özel bankaların dışında yastık altında saklanan bilezikler misali veri tabanına, algoritmalara ve kullanıcı ağlarına gömülü vaziyette bir sermaye birikimi var. Dolayısıyla dijital teknolojinin kendi iç ekonomik sistemini oluşturduğundan söz etmek hiç yanlış olmaz. Söz konusu olan ulusal merkez bankaları, IMF, dünya bankası vb. mali oligarşilere paralel gelişen ama onlardan bağımsız bir gölge para düzenidir.
Teknoloji devlerinin finansallaşması mali oligarşi düzeninde yeni bir aşamaya tekabül ediyor. Çünkü banka ve sanayi sermayesinin temerküzü ile oluşan mali oligarşiye dijital ekonomiyle üçüncü bir sermaye birikimi daha eklenmiştir. Artık banka sermayesi, sanayi sermayesi ve dijital sermaye gelirlerinin temerküzünden oluşan daha gelişkin bir mali oligarşiden bahsetmemiz gerekiyor. Mevcut duruma tipik bir örmek, Spotify isimli dijital müzik platformunun aynı zamanda savunma sanayine, SİHA ve denizaltılara yatırım yapmasıdır. Küresel müzik piyasasında bir tekel yarattıktan sonra sermaye gelirlerini savunma sanayi ile büyütmek isteyen bir platform kapitalizmi ile karşı karşıyayız. Google, Amazon, Microsoft, Twitter hepsinin elektrikli otomobillerden hava ve uzay sanayi ile istihbarat teknolojilerine varıncaya dek sermaye yapılarını banka, sanayi ve dijital ekonomi ile iç içe büyüttüklerini görebiliyoruz.
Algoritmalar ve yapay zekâ üzerinden kurulan yeni bir hegemonya sürecindeyiz. Bu güce “bulut sermayesi” diyenler var. Yerinde bir tabirdir. Finans kapitalin banka ve sanayi sermayesine eklenen yeni bileşeni olarak “bulut sermayesi” ya da dijital ekonomi.
İnternet, sosyal medya, yapay zekâ kullanıcıları olarak tüm insanlık, bu platformlara sadece zihinsel emeğini vermekle kalmıyor aynı zamanda kendisini bir “ürün”e, bir metaya dönüştürüyor.
Sanal ortamlardaki sömürü, kullanıcı üzerinde fiziki bir baskı kurmadan, kullanıcının kendi yaşamsal biyolojik eylemlerine benzer şekilde (yeme, içme, uyuma gibi) kendiliğinden gerçekleşmektedir. Kullanıcı burada, sömürüye kattığı değerin (milyarlarca kelime, görsel video, tıbbi veri, kod satırı vb. hammadde) farkında olmayan cansız bir makine gibidir. Sanal âlemde insan, hem canlı hem de cansız bir üretim aracıdır. Bir hammadde ve veri kaynağı olarak zihinsel emeği sömürüldüğü için canlı bir üretim aracı, bu eylemini, sonuçlarından bihaber olarak yaptığı için cansız bir üretim aracıdır.
İnsanın sanal âlemde kendisinin bir “ürün”, bir “meta” olduğunun farkında olmaması, yani ortama “girdi” yaptığı andan itibaren sömürü çarkının başladığını, bu çarkta kendisinin aynı zamanda bir “çıktı” olduğunun farkına varamaması, kapitalizmin dijital teknolojiler üzerinden geliştirdiği yeni bir sömürü biçimidir. Klasik kapitalist sömürüde artı değer işçinin fabrika sistemi içinde çalışma zamanı üzerinden sağlanırken, dijital ekonomide artı değer hiçbir mekân ve saat sınırlamasına bağlı olmaksızın “kullanıcının” tüm bir varlığı (bedensel, ruhsal ve zihinsel emeği) üzerinden gerçekleşmektedir.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.